Şimdi Londra'da Olsam..




Bugün günlerden perşembe. Borough Market için mükemmel bir gün olurdu. Haftasonu gelmeden sakin kısmen tenha. Ama çok da geçe kalmamak lazım saat 2 oldu mu çoğu şey biter. Kahvaltıyı dayanamayıp trende yapmışım. Bademli croissant ve portakal suyu. Önce Waterloo sonra London Bridge. Marketin önüne çıkıyorum. Yeşilli cam kapısından içeri giriyorum. Şu dondurmacıdan denesem mi? Kahve mi alsam yoksa. Keremsiz kahve almak çok saçma. Önce yemek mi seçsem...Yok tatlıdan başlayayım. Bu sefer de elim her zamanki gibi portekiz tartlarına gidiyor. Hani şu içi muhallebili olanlardan. 3 tane alıyorum. Borough Markette hala istediğim gibi brownie yapan yok diye üzülüyorum. Sıra yemekte. Tuğçe'yle geç geldik diye kaçırdığımız tavukçu nerede bulamıyorum bir türlü. Şu erimiş peynirden mi denesem? Et de güzel kokuyormuş...Pazarın diğer tarafına yöneliyorum. Köşede manav. Meyvelerin çoğu Türkiye'den. Eciş bücüş incirlerin 3 tanesi 1 pound. Olmaz böyle şey. Biraz ilerliyorum solda bizim pilavcı. Tavuklu soslu pilavımı alıyorum. Deniz mahsüllerinin gözleri olmasıyla hala sıkıntılarım var. Sağ tarafında kasap var. Bakmamaya çalışıyorum asmış tavşanları katil kasap :( Sol taraftan cranberry-orange suyumu alıyorum. Gözüm hala doymamış ya aklım Gelateria3bis dondurmalarında. Şu Monmouth Coffee bir gün de boş olsa... Yemeklerim elimde nehre doğru yürüyorum. İstikamet Tate Modern.

 
Ara yollardan tünellerden geçip nehir kenarına çıkıyorum. Shakepeare's Globe'un yanındaki sarı kapıyı çok seviyorum. Geçerken önünde durmasam olmaz. İleride Millennium Bridge. Londra'nın en sevdiğim köprüsü. Tate'in önünde müzisyenler. Siyah bankların birine kuruluyorum. Etrafta güvercinler. Bir kaç turist öğrenci grubu. Perşembeleri müzeler çocuk kaynar. Hmm tavuk çok güzel olmuş. Sosun tuzunu tam kıvamında yapmışlar. Tatlıları sonraya saklıyorum. Tate'in muhteşem kitapçısına doğru yol alıyorum. Benim için cennet burası galiba? Önce dergiler seçilecek. Oak'ın yeni sayısı çıkmadı mı hala..Oh Comely alayım. Bir de Kinfolk. Sanat politika bölümüne yöneliyorum. Bir kaç kart postal alıyorum. Artık kasanın yanındaki ıvır zıvırlara kanmasam mı..


Tate'in arka kapısından çıkıp biraz da orada oturuyorum. Eve dönmek için daha çok erken. İki aktarma Hyde Parktayım. Çayımı almışım en kuytu sessiz yeri bulmuşum. Kulağımda The Maple Trail Çimlerde yatıp dergilere bakıyorum. Portekiz tartlarını tek tek mideye indiriyorum. Belem'dekiler kadar güzel olamazlar tabi.


yazardan not: ışınlanmanın hala daha icat edilmediği bu dönemde yazmak en iyi çare. 20 dakikalık da olsa gittim geldim sanki. umarım okurken sizin için de aynı etkiyi yaratabilmişimdir. Londra ev olmuş mu benim için? Olmuş valla.

-B 





Share:

2 yorum

  1. Neden kıskandırıyorsunuz hanımefendi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kıskandıralım diye değil birlikte gidelim diye :)

      Sil