The Fault in Our Stars



Bizde çok olay olmadı gibime geliyo bu kitap. Çünkü geçen hafta gördüm, bi gazetenin hafta sonu ekinde “ergen aşıklar” adı altında inceleme gereği duymuşlardı. Nazikçe gazeteyi geri bırakıp derin bir nefes almıştım. Şimdi tazeleyin kafaları size çok güzel bir kitap ve son derece başarılı bir sinemaya uyarlanma sahibi The Fault in Our Stars’ı anlatıcam.

Kitabımızın anlatıcısı tam adıyla Hazel Grace Lancaster, Augustus Waters’ın deyimiyle Hazel Grace. Augustus Waters demişken, John Green’e burdan teşekkürlerimi iletmek istiyorum, geçen gün telefonda konuşurken söylemeyi unuttum John’cuğum, iyi kitap yazmışsın.
Augustus Waters kim? Bizim yakışıklı dalyan delikanlımız. Evet tamam aşk hikayesi gibi başladım ve evet hakikaten bu ikisi birbirine aşık oluyo şaşırtmanın manası yok. Buradan sonra spoiler saçıcam etrafa, önce kitabı okumuş / filmi falan izlemiş olursanız iyi olur, kulaklarımı çınlatmayın sonra.

Hazel Grace hali hazırda 4. evrede tiroid kanseri, ayrıca akciğerleri de aldığı ilaç da dolayısıyla dönem dönem su dolduğu için yanında oksijen tüpü “Philip” le geziyo. Çünkü akciğerleri nefes almakta baya bi başarısız sağolsunlar. Bizim yakışıklı da dizinin hemen aşağısından itibaren bacaklarından birini kanser nedeniyle kaybettiği için portatif bir bacağa sahip. Augustus ve Hazel kanser destek grubunda tanışıyolar. Belki yardımı olur diye Hazel annesinin ısrarıyla gitmişti halbuki. Bak işte annelere karşı gelmeyin arkadaşlar, kim bilir ne dalyanlar kaçtı böyle anne sözü dinlemediniz diye. Hazel gitti yakışıklım Augustus’la karşılaştı, örnek alın biraz.
---
He shook his head, just looking at me.
“What?” I asked.
“Nothing,” he said.
“Why are you looking at me like that?”
Augustus half smiled. “Because you’re beautiful. I enjoy looking at beautiful people, and I decided a while ago not to deny myself the simpler pleasures of existence.”

---

Peter van Houten'dan da bahsetmek lazım. Van Houten, An Imperial Fiction isimli kitabın yazarı. AIF, Hazel'ın dönüp dolaşıp okuduğu, hatta annesinin yine mi bu kitap laflarına maruz kaldığı bir kitap. Orada da kanser hastası Anna isimli bir kız var ve onun hikayesi. Kitabın biraz da bağımlılık yarattığı kısmı, van Houten'ın kitabı lap diye bir cümlenin ortasında bitirmesi. Delirirsin. Evet Hazel da anlıyo büyük ihtimalle Anna öldü, bir şey oldu evet ama diğer karakterlere ne olduğunu her zaman merak edersin kitabın sonunda sonuçta. Sen gel bir de kitabı cümlenin ortasında bitir. Ayıp. Augustus da Hazel'ın tavsiyesiyle kitabı okuyo ve ordan gelişip gidiyo olaylar olaylar.



Değinmek istediğim bir nokta var. John Green bir kızın iyi görünümlü bir erkekle karşılaştığında, konuştuğunda neler hissettiğini nasıl böyle bilerek yazabildi ben baya şaşırmıştım. Hazel’ın aklından geçen her düşünceye aynen katılıyorum çünkü. John bu kitapla zirveyi yaptı derim ben, şimdi Looking for Alaska’yı da film yapmaya karar vermişler zaten, yürür gider bu adam böyle.


Ayrıca Isaac'imiz var. Gus'ın en yakın arkadaşı. Hakikaten arkadaş arkadaş dediğimiz türden. Zaten Gus Isaac'in kanser destek grubuna gelsene hacı yaa demesiyle gruba gelmişti o gün. Evet Isaac de kanser :(( hatta tek gözünü kaybetmesine rağmen kanseri aç gözlü olduğu için diğerini de kaybetti. Ve Augustus hakkında şöyle demiş bir insandır kendisi,

Sweet Jesus Christ, that kid never took a piss without pondering the abundant metaphorical resonances of human waste production. And he was vain: I do not believe I have ever met a more physically attractive person who was more acutely aware of his own physical attractiveness.

But I will say this: When the scientists of the future show up at my house with robot eyes and they tell me to try them on, I will tell the scientists to screw off, because I do not want to see a world without him.”



Romantizm, aşk, pembe kalpler değil olay bu arada. Evet sırıtıp yaa sen şapşirik misiiaan hallerine girdiğiniz yerler var ama bu iki gencimiz birbirlerini çok güzel seviyolar sevgili insanlar ya. Beni de sevin, ben de seveyim istiyosunuz.
Çok da spoiler vermedim sanırım. İyi iyi. Vizyondan kalkmadan koşun gidin ya da sakince en yakın kitapçıdan kitabı alın. İngilizce biliyosanız ingilizce okuyun demeden edemicem sorry my dear children.



^^ bu üstteki Okay? -Okay. esprisini anlamanız için dahi bir an önce izleyin, okuyun canlarım.

-T.

Tags:

Share:

0 yorum