Sergi: Duvarların Dili

by - 8/24/2014



Geçtiğimiz cuma Pera Müzesindeki Duvarların Dili sergisini gezdik. Küratörlüğünü Roxanne Ayral’ın yaptığı sergi Türkiye’de ilk defa sokak sanatı graffiti ile müzeyi bir araya getiriyor. Sokaklara ait bir sanatı müze gibi kurumsal bir mekana sokmak aslında sandığımızdan çok daha tartışmalı bir durum. Ben bunu ilk defa 80li yıllarda Harbiye’de Arabesk konseri verilmesine benzetiyorum. Alt sınıfa ait bir müziğin üst sınıfa ait bir mekanda icra edilmesi o dönem çok tartışma yaratmıştı. Çünkü Harbiye’de konser demek belli bir klas sahibi olmak demekti o zamanlar. Graffitinin de geçmişini, hangi gruplardan çıktığını, neleri temsil ettiğini düşünürsek şu anda grafitinin belli bir kültürel sermaye sahibi kesime ait bir alanda sergilenmesi alışa gelmişten farklı bir durum.

Graffiti yasa dışılık atfedilen ve Vandalizm’le özdeşleştirilen bir sanat. Peki bu eserler nasıl oldu da bir müzede sergileniyor? Sokaklarda kendini ifade etmek adına yapılan bu eserlerin hiçbiri bir müzenin parçası olmak için yapılmıyor. Ancak geçen zamanda sokak sanatının sadece alt kültüre bağlı kalmayıp daha geniş bir kültüre hitap ettiğini görüyoruz. Sergiyi gezerken sokakta gördüğümüz bir eser ile sergi salonunda gördüğümüz esere bakışımız arasında bir fark olup olmadığını düşündüm. Bir kere mekânsal kontekst ortadan kalkıyor. Cihangirdeki bir sokak sanatı ile Londra'daki farklıdır. Mekan bize o eser hakkında bir fikir verir. Sergi salonunda bu yok. Gördüğümüz eseri bir bağlama oturtmak daha zor oluyor.

Sergide sanatçılar bizzat gelip eserlerini orada, müzenin duvarlarında yaratıyorlar. Graffitiler müzelerde görmeye alışık olduğumuz altın varaklı çerçevelerde sergilenmektense, müzenin düzenini değiştiriyor. Graffiti müzeye değil, müze graffitiye ayak uyduruyor. Sonunda müze bir sokağa dönüşüyor. Bu açıdan graffiti özüne sadık kalıyor. Hala aykırı, yaratıcı ve özgür.

Aynı sokakta olduğu gibi eserler bir sonraki sergi için üstleri boyanana kadar orada kalacaklar. Müzedekilerin gönlü buna nasıl el verir bilmem. Özellikle Logan Hicks‘in kadını bütün o heybetiyle duvarda dururken... Sokak sanatı kalıcı olmayan bir şeydir. Bir gördüğünüzü bir daha bulamayabilir, üstüne farklı şeyler çizilmiş olabilir, gelip belediye gri bir boya ile üstünü kapatmış olabilir. Bir gecede yerine bir başkası eklenir, her gün geçtiğiniz yolda bir anda karşınıza çıkarak sizi şaşırtabilir. Onları kalıcı yapan da fotoğraftır.

Duvarların Dili sergisinde de resimlerin yanı sıra bir de Henry Chalfant ve Martha Cooper’ın çektiği fotoğraflar yer alıyor. Chalfant’ın New York metrosundaki graffitileri çektiği fotoğraf dizisi bir duvarı kaplıyor. (sergi görevi: trenlerin üzerindeki Andy Warhol Campbell çorba kutularını bulun!) Sergide ayrıca 80lerden kalma minik bir plak arşivi ve 90lardan kalma sprey boya koleksiyonu yer alıyor.



Bu projenin en sevdiğim yanı sergiyi müze ile kısıtlamayıp grafitinin doğal ortamı sokakta da devam etmiş olmaları. Sergiden çıktıktan sonra yemeğe gittiğimiz Asmalı Mescit’in duvarında C215 eserine rastlayınca çok heyecanlandık. Daha sonrasında Karaköy’e indik orada da Evol tarafından boyanmış bir elektrik kutusu gördük. Sanki bir oyunun içindeyiz de kayıp parçaları, ip uçlarını tek tek buluyormuşuz gibi hissettik. Sanatçıların eserlerine Beyoğlu ve Beşiktaş’ın çeşitli yerlerinde rastlayabilirsiniz. 

“Bir an önce kızımın büyümesini ve çizdiğim resimleri ona anlatabilmeyi istiyorum”

Serginin benim için en büyük katkısı C215 ile tanışmam oldu. Sergide yer alan videosu –ki kesinlikle yere çöküp 2 dakikanızı ayırarak o videoyu seyredin- C215’in kişisel yönünü görmemi sağladı. Benim için bu süreç hep böyle oluyor, hakkında kişisel bilgiler edindiğim sanatçıları her zaman daha çok seviyorum.  Videoyu izlediğinizde C215’in neden kendini ifade etmek için graffitiyi seçtiğini anlayacaksınız. Çekingen bir insan olduğunu ve eserlerini birilerine götürüp gösterecek cesareti olmadığından bahsediyor. O yüzden de sokağı seçmiş. Bağlanma korkusundan ve kendinden parça bırakmayı sevdiğinden bahseden C215, kızının doğumunun sanatında nasıl bir kırılma yarattığını anlatıyor.

Bir diğer favorim de Herakut’un eseriydi. Bir çok farklı materyali kullanarak oluşturduğu kompozisyonda insanı kendine çeken bir şeyler vardı. (sergi görevi 2: tek tek her yazıyı okuyun sanatçının iç dünyasına dair ipuçları var) Herakut’un eserinde bir savaş var sanki. Silahı olarak da zekice bir silah olan sokak sanatını seçmiş.


Sergi 5 ekime kadar devam edecek. Pera Müzesi Cuma günleri 6-10 arası ücretsiz. Gelelim bizim de katılabileceğimiz kısımlarına. Eylül ayı boyunca sergi kapsamında çeşitli film gösterimleri ve atölyeler yapılacak. 12 Eylül-3 Ekim arası sokaklarla insanların kurduğu ilişki bağlamında çeşitli filmler gösterilecek. 3 Eylül-26 Eylül arası da sokak atölyeleri düzenlenecek. Katılımcılar çeşitli graffiti teknikleriyle kendi t-shirt ve çantalarını tasarlayabilecek. Sabırsızlıkla bekliyoruz.
-B

You May Also Like

0 yorum