MIDILLI POSTASI: 4 GREEDY TURKS PART 3

by - 9/29/2014

Midilli gezimizin 3. ve son bölümüne geldi sıra. Maceramızın birinci ve ikinci bölümlerini buradan okuyabilirsiniz. 


Sanırım yazımızın 3 posta olmasından adanın ne kadar büyük olduğunu anlamışsınızdır :) Ada gerçekten büyük gençler. Sadece deniz tatilinden daha fazlasını veriyor size ki bu çok güzel bir şey. 

19 Eylül

İkinci günün yorgunluğuyla bu günü deniz günü ilan ettik. Akşam altıya kadar kumsal keyfi yaptık. Kumsal otelin hemen önündeydi. Kahvaltıdan sonra doğru denize gittik. Midilli'nin denizi ilk postada dediğim gibi çok çok güzel. Öyle beklediğim gibi çok soğuk da değil. Özellikle Vatera'nın denizi dalgasız, çarşaf gibi. 





Açıkınca otelin restoranından hamburger yedik ki baya başarılıydı. Anladığım kadarıyla Midilli'de otel restoranları başlı başına restoran kisvesinde. Ki tripadvisor'dan Vatera'daki restoranlara baktığınızda ilk sırada bizim otel çıkıyor. 

Saat sekize gelirken akşam yemeği için yola çıktık. Geçen akşam atladığımız Anaksos'a gidecektik yemek için. Ama gelin görün ki Anaksos'ta akşam yemeği için doğru düzgün hiç bir yer yoktu. Daha çok kafelerden oluşan, popülasyonu yaş ortalaması 87 olan İngiliz çiftlerden oluşan bir beldeydi adeta. Biz de tekrardan Petra'ya gittik. 

Midilli'de eğer arabayla seyahat edecekseniz yol kenarlarında birbirinden havalı kuş evleri göreceksiniz. Yani daha doğrusu siz de bizim gibi bunların kuş evi olduğunu düşüneceksiniz. Mini katedraller, kliseler gibi adeta. Şimdi internette aradım ama ne olduklarını bulamadım ama büyük olanlarının içinde çeşitli Hristiyan semboller ve mumlar vardı. Bazıları şehitlere adanmıştı. Minik olanlarının içindeyse çoğu zaman mum vardı. Eğer onların ne olduğu bilen varsa bizimle paylaşırsa çok seviniriz.





Petra'ya vardığımızda Reef adında bir restorana oturduk. Şansımıza garson 24 yıldır Midilli'de yaşayan bir Mardinli çıktı. Bu sefer söylediğimiz kabak çiçeği baya başarılı çıktı. Bir peynirli bir pilavlı söyledik. Gezinin favori yemeklerinden oldular. Kesinlikle Petra'da Reef'in kabak çiçeği mezelerini tavsiye ederiz. Ancak ana yemek konusunda o kadar başarılı değillerdi malesef. Yunan usülü musakka deneyelim dedik Gülce'yle ama beşamel soslu, garip bir şey geldi yiyemedim bile. Geceyi aynı anda çay ve şarap içen İlkin Bey ile sonlandırdık.  Yarın gene gezme günü. 

20 Eylül




Bu gün adanın kuru kısmını gezmek için erkenden yola çıktık. Malesef Yunanlıların birazcık gözümüzden düştüğü bir gün geçirmiş olduk. Her şey National History Museum'daki adamla başladı. Midilli'de bile müze mi gezdiniz derseniz napalım Takis bizi meraklandırdı. Ama müzenin içinde ne olduğunu bilmiyorduk. Görevli adama sorduğumuzda da "içinde ne olduğunu bilmediğiniz müzeyi gezmeyin daha iyi" cevabını alınca adamın bütün negatif enerjisiyle cidden de içinde bi halt olmayan müzeyi gezdik. Yani neymiş National History Museum'a girilmiyormuş. Ben söyleyeyim onun yerine size. Adanın kuru kısmı volkanik olaylarla oluşmuş ve bizim kaya sandığımız beyaz kütleler de aslında taşlaşmış ağaçlarmış. Adam madam bi yana Midilli'nin bozkırını sevdik. 

Yol üzerinde bir manastıra uğradık. Manastır tepede olduğu için manzarayı görmek için çok iyi bir yer. Mutlaka öneriyorum çıkmanızı. Yoldaki keçi boklarına aldırmayın, manzarayı görünce her şeye değecek. Gülce'nin dediği çok doğru, öyle bir yapısı var ki sanki uçaktan aşağı bakıyormuş gibi gözüküyor her yer. Kendine hayran bırakıyor.

Sonraki durağımız Takis bize lezbiyen festivali var dediği için Skala Eressos oldu. Festival falan yoktu ama. Sadece etrafta bir grup İngiliz orta yaşlı lezbiyen vardı. Evet adada Yunandan daha çok İngiliz var. Hemen not düşeyim Midilli'ye tekrar gidersek Eressos'ta kalırız dedik. Açıkçası Vatera'da minik bir marketten başka bir şey yok o yüzden Eressos'a gelince medeniyete düşmüş gibi olduk. Burası da sakin, denizi güzel ama daha tatil odaklı bir yer. Yani marketleri, pastahaneleri ve lokantalarıyla daha vakit geçirilesi.

Sahilde nerede Yunan müziği geliyorsa oraya oturduk. Restoranın adı Sounatso'ydu. Pervazında ahtapotlar asılıydı. İlk defa cacık söyledik. Gülce neden bütün tatil cacık yemediğimize üzüldü. Sandığımız gibi bizim cacıkla onların cacığı bir değil. Yanına patlıcan ezmesi ve yengeç salatası söyledik. Sonra da balık ve Mythos. Hesap yine 50 euro geldi. Gördüğünüz gibi kendinize kallavi bir sofra istiyorsunuz gene kişi başı 12 euroya kalkıyorsunuz sofradan oh.

Daha sonrasında tatlı yemek için Kaloni'ye geldik. Burası da Yunanlıların gözümüzden düştüğü ikinci yer oldu. Öncelikle Kaloni turistik bir yer değil. Bunu ortamdan olmasa bile insanlarından anlayabiliyorsunuz. Ben Türkleri "bakıyor" sanıyordum. Kaloni'deki insanlar "stare" kelimesinin bulucusu gibi. Biz süzeriz onlar cidden baya baya bakıyorlar gözünüzün içine. Sonra ıslığımızı ve lafımızı da yedik hoş oldu. Gözüken en insani yere oturduk çünkü gelmişken gitmek istemedik ama orda da kahve yerine süt gibi bir şey içtik. Yani kısacası Kaloni'yi tavsiye etmiyoruz. 

Günün olayı: Gülce'nin Yunan göbek görsün oryantali (koymazsam ölürdüm) 
Günün sözü: Manastırdaki papazın "Sen nerden?" sorusu 

21 Eylül 




Son günümüz. Bavulları nasıl olduysa sığdıramadığımız Kamuran'da road trip havası esti geçti bu sefer. Ayak altına alınan valizlerle bağdaş kurmalı elma kemirmeli son araba yolculuğumuza çıktık. Malesef bu günü biraz tavsiye edilmeyenler listesi olarak anlatacağım. Son gün hem arabayı teslim edeceğiz hem de zaten merkezden feribota bineceğiz diye Midilli'nin merkezi olan Mytilini'ye gittik. Tavsiye etmeyeceklerimin başında Mytilini'ye gitmek geliyor malesef. Bütün o sakin şirin sahil kasabalarından sonra Mytilini bize hiç iyi gelmedi. Hayır öyle çok kalabalık falan da değil ama sevimsizdi resmen. Aramızda bazıları İzmir'e benzetti orayı. Bizim en büyük şansızlığımız pazar gününe denk gelmekti aslında. Aklınızda bulunsun Pazar günleri Midilli ölü bir ada. Neredeyse her yer kapalı. Siz de bizim gibi hediyelik eşyaları uzo almaları Pazar gününe bırakmayın. Sadece minik bakkallar açık ki onlarda da bir şey bulmak kolay değil. Marketler, benzin istasyonları hepsi tüm gün kapalı. Kasabalarda durum nasıldır bilmiyorum çünkü Mytilini Molivos ve Petra'ya göre daha gelişmiş bir yer. 

Mytilini deniz kenarına dizilmiş evlerden oluşuyor. Dar ara sokakları ve palmiye ağaçları var. Bence tek güzel yani mimarisi güzel evleri. Onun haricinde özellikle tam merkezinde ciddi bir lağım kokusu hakim ki yemek yemeyi falan düşünemiyor bile insan. Biz açık bir Yunan restoranı bulamayınca kokudan uzak Meating adında bir hamburgerciye oturduk. İçerisi gayet sevimliydi, hamburgerler de fena değildi ama servisi gerçekten çok kötüydü. Yanlış anlaşılmalar, geç getirmeler, hiç getirmemeler. Dayanamayıp cacık söyledik yine ortaya ama tavsiye etmiyorum kötüydü. Oradan kalkıp internet tavsiyesi diye Monkey Bar'a oturduk. Burası bardan daha çok kafe. Midilli'de servisin güzel yanı siz daha bir şey spariş etmeden su ve kraker kurabiye ikram etmeleri. Ama malesef Monkey'i de tavsiye etmiyorum. Belki Midilli gençlerinin gidebildiği "havalı" mekan olabilir ama; kahve kötüydü, sürekli insanlar size bakıyor ve müzikler bir garipti. Tuvaletlerin pisliğinden bahsetmiyorum bile. Son günümüzü yazarken negatif olmak istemiyorum ama aklınızda bulunsun diye bunlar hep.


Daha sonrasında deniz kenarına çektiğimiz arabada yolculuk kıyafetlerimize geçiş yapıp (a.k.a. tayt, spor ayakkabı, bol tshirt) arabayı teslim etmeye gittik. Dönüş kısmında pasaport kontrolünde daha fazla kuyruk oluyor haberiniz olsun. Sonrasında nasıl geçtiğini anlamadan kendimizi Türkiye topraklarında bulduk. Devamında itiş kakış teyzelerle gümrük geçmeceler, iki taksi şöforu tarafından kazıklanmamız ve kötü bir Ayvalık tostuyla acil İstanbul'a, eve dönme isteği geldi ki Midilli sonrası yurdum insanı şok etkisi yaptı üzerimize. Post Midilli sendromuna kendinizi hazırlayın fena çarpıyor! 

Midilli postasının sonuna geldik! Biz üç postada Midilli'de nereye gidilir, ne yapılır yazdık. Ancak sizin merak ettiğiniz bizim değinmediğimiz başka sorular varsa yorum ya da mail ile bize ulaşabilirsiniz! İyi gezmeler! 

-B

You May Also Like

0 yorum