Londra Postası: Warner Bros. Harry Potter Studio Tour

Hayaldi gerçek oldu lafının en çok yakıştığı anlardan birindeyim. Zaten Londra'ya gitmişim, en çok istediğim yurtdışı hayalimi yaşıyorum. Üstüne bir de Warner Brothers Harry Potter stüdyosuna gidebileceğimiz fikri eklenince hakikaten heyecandan öldüm ölüyorum galiba diye düşünmüştüm.
Kimi HP hayranı filmler çok saçma, meeeh falan diye laf söyler. Evet saçma yanları var, çekmedikleri, eklemedikleri çok önemli sahneler var filmlere. Fakat bu demek değildir ki hepsi toptan kötü.


Ben lise 1de okumaya başladım kitapları. Öncesinde okumak istemiyorum aman herkes okuyo abuk subuk bu ne diye okumamıştım, izlememiştim filmleri bile. Lisede o zaman yakın bir arkadaşım ısrar edip kendi kitabını getirmişti bana Felsefe Taşı. Öyle başlayıp gittim ve sonra kitapları gün değil saatler içinde bitirdim her seferinde. Ölüm yadigarları ilk çevrildiğinde bekleyip kitapçıya koşup aldığımı biliyorum. Neyse konu Harry Potter olunca günlerce yazabilirim.
Warner Bros. Stüdyolarına gidecekseniz öncelikle erken bilet almaya çalışın. Yani hemen yarın gideyim olmuyo çünkü zaten yer yok. 4-5 gün öncesinden bakmak lazım en az. Daha da yoğun olduğu zamanlar bile olabilir. Bu arada bilet fiyatları pahalı gibi gelebilir önce ama HER KURUŞUNA değiyor. O kadar söylüyorum.

Blog yazısını okurken dinlemeniz gereken şarkıyı şuraya bıraktık! 

Metro ve tren yoluyla Londra merkezden gidiyosunuz. 
Trenden indiğiniz yerde zaten direkt dışı HP fotoğraflarıyla kaplı WB otobüsü bekliyo sizi stüdyoya götürmek için. Sanırım 1 pound gibi bir ücreti vardı tek biletle hem gidip hem de geliyosunuz. Otobüsün içinde HP müzikleri çalıyodu şimdi hatırladım ^.^ biletler saat aralıklı oluyo, biz öğleden sonra bir zaman almıştık ama baya da erken gitmiştik. Saate bakan olmuyo, erken gidip daha uzun süre kalmak kim istemez deme imkanım var çünkü girerken çıkarken saate bakmıyolar, biz girip kapanana kadar içerdeydik :D


İçeriye posta posta alıyolar 15-20 kişilik. Girmek için beklerken"cupboard under the stairs" ile karşılaşıyosunuz. İçinde hatırladığınız tüm detaylarla. Nostalji işte o an başlıyo zaten.




İçeriye giriş The Great Hall'dan oluyor. Baya baya o kocaman kapı açılıyo ve bi anda uzun masaların olduğu, karşıda hocaların oturduğu masayla Dumbledore'un konuştuğu kanatlı kürsüye kadar.

Biz gittiğimizde Halloween zamanıydı, masalardaki yemekler, süslemeler de ona göreydi. The Great Hall'da aynı zamanda oyuncuların hakikaten giymiş oldukları okul üniformaları da var. Hele Daniel Radcliffe'in ilk minikken giydiği cübbeyi görünce içiniz ısınıyo, resmen arkadaşınızı görmüş gibi. Great Hall'un kapısı o kadar tanıdık ki, sanki kapı açılacak da içeri Hermione ve onu kızdırmış Ron girip sinirli sinirli masalarına oturacak.

Oradan setlerin olduğu kısıma geçiyoruz. Önce parça parça gidiliyo. Çok sevdiğimiz (!) Bellatrix Lestrange peruğundan tutun, Umbridge zamanında Filch'in asa asa bitiremediği okul duyurularının olduğu duvara, Harry'nin Ölüm Yadigarlar 1'de giydiği aynı ceketin 5-6 farklı eskitilmiş kopyasına kadar. Her şeyi uzun uzun inceledikten sonra kendimizi Gryffindor Common Room'un önünde buluveriyoruz.

Bu sırada Bade şunu fark ediyor ki, fotoğraf çekmekten anı yaşayamıyoruz. O andan itibaren telefonları bir kenara bırakıp kendimizi Hogwarts dünyasına teslim ediyoruz. Verdiğimiz en iyi kararlardan biriydi yoksa stüdyoyu fotoğraflar üzerinden hatırlıyor olacaktık büyük ihtimal. Herhangi başka bir gezinizde de bunu uygulamanızı tavsiye ederiz.

Gryffindor Ortak Salonu tam bir ev. Başka bir tanımlama yapamam. Ron'un yatağı, ortadaki soba, ortak salondaki kırmızı koltuklar, Sirius'un kafasının gözüktüğü şömine. Yazarken resmen içim ısındı, çok seviyoruz be.



Hemen yanda Kelid Aynası var tüm heybetiyle. Tabii ki önünde durup gözlerimi kapatıp açıp bekledim gerçekten görür müyüm acaba diye.

Oradan devam edersek HP'de uçan nesnelerin nasıl çekildiğini anlatan bir bölüm var yanda. Quidditch maçlarını düşünüp onların nasıl montajlandığını görmek bi hayal yıktı evet. Tabii ki kimse uçmuyo biliyorum tamam da yine de üzülüyosun işte. Mesela Lupin'in kendi kendini toplayan dolabı vardı, onu tekrar görmek güzeldi. Bu arada etraftaki duvarlar Hogwarts genelinde gördüğümüz portreler, resimlerle kaplı bizatihi. The Fat Lady de dahil.

Hagrid'in kulübesinin içi benim için biraz hayal kırıklığıydı. Çünkü benim hissettiğim daha rahat bir ortam olduğuydu. Orası biraz sıkışık gözüküyordu.

Dumbledore'un odası! Gerçekten başarılıydı. Gryffindor kılıcından, düş seline aklınıza gelen her detay yerli yerinde duruyordu. Bu odada gerçekten Dumbledore'un huzurunda duruyomuşsunuz gibi hissediyosunuz orası biraz ürkütücü.



(Aslında The Burrow'un videosunu çekmiştik ama bir türlü yükleyemedik!) 

The Burrow, Kovuk! Aman tanrım! Weasley'lerin mutfağındayız resmen. Bir yandan kendi kendine örülen kazak, bir yanda kendi kendine yıkanan bulaşıklar... Her an bir yerde Mrs. Weasley çıkıp ya azarlicak ya da karnımız aç mı diye soracak. O kadar sıcak bir atmosferi vardı ki. Gerçekten Harry'nin de aşık olduğu ev ortamını görüyorsunuz. 


Bu arada kafanızı çevirdiğiniz her yerde farklı bir parça, farklı bir set var. Havada asılı duran Hogwarts'ın hareket eden merdivenlerinden, bakanlığa giriş yapılan yeşil fayanslı kısım, Quidditch kıyafetleri... Her yer farklı bir sahne. Özellikle Sihir Bakanlığı'nda Ölüm Yiyenler zamanında yapılan Muggle bedenlerinden oluşan mermer heykel çok gerçekçi. Filmde kullanılan da bizzat oymuştu.

"The Magic is Might monument was a black stone statue created after the Death Eaters took over the Ministry of Magic on 1 August,1997. It replaced the Fountain of Magical Brethren and thus was located in the Atrium of the Ministry of Magic Headquarters. The "Magic is Might" monument depicts a witch and a wizard sitting on carved thrones made of the naked bodies of Muggles twisted and pressed together to support the thrones of the witch and wizard, and each Muggle with an ugly and stupid face."


Ve Dolores Umbridge'in tatlı mı tatlı pembik odası :))) Neresi tatlı ya. Bellatrixten sonra nefret ettiğim ikinci insan. Pembe olsa kaç yazar. Bu arada bir bilgi: Umbridge'in kıyafetlerindeki pembe tonu Bakanlıkta yükseldikçe koyulaşıyor. Filmleri tekrar izleyince fark edeceksiniz.


Umbridge'e yaklaşınca işlerin buna varacağı belli zaten. Malfoylar, Bellatrix Lestrange, Voldemort ve diğer ölüm yiyenlerin kıyafetlerini görüyoruz hemen karşı tarafta. Gerçek boy-kilo oranlarına göre yapılmış mankenler üzerinde kıyafetleri görünce bir irkilme olmuyor değil. Ölüm Yiyenlerin maskeleri ayrı bir camlı dolapta bulunuyor.

Stüdyonun Hogwarts kısmı burada bitiyor diyebiliriz. Bunu fark edince hazır da kalabalık azalmışken en başa dönüp keyfini çıkara çıkara bir kez daha dolanıp fotoğraf çekme işini hallediyoruz. Burdan itibaren Butter Beer yazısını görmemizle hemen stüdyonun açık hava kısmına geçiyoruz. Kaymak birası konusunda ne düşünüyorsunuz derseniz... Biraz hayal kırıklığıydı desek... Çünkü kötü bir biranın üstüne tatlı süt kaymağı koymuşlardı ve bu ikisi birleşince pek hoş değildi. Neyse ki ben kafamdaki Kaymak Birasının asıl düşündüğüm tadıyla mutluyum.

Açık havada Tom Riddle'ın babasının mezarı, Privet Drive, Godric's Hollow'da Harry'nin doğduğu ev, Hogwartsta en son filmde Neville'ın Ölüm Yiyenler'e gelsenize gelsenize hehehe diyip sonra geri kaçtığı köprünün maketi ve Knight Bus var. Üzüldüğüm nokta Knight Bus'ın tam içine girilmiyor oluşuydu. Ama yine de, Take it away Earnie!

Şimdi girdiğimiz bölüm karakterlerin gerçeği yansıtan maketlerinden, maskelerden, cincüce kafalarından, Dobby'nin maketinden ve daha birçok detaydan oluşan kısım. Dobby'yi görmek aşırı duygusaldı, üstünde durmadan geçmek istiyorum.

Aragog'un devasal maketinin önünden geçip geliyoruz nihayet Diagon Yolu'na. Diagon Alley stüdyonun hakikaten çok başarılı bir kısmı. Gringotts'un yamuk sütunlarından tutun da Ollivander'în binlerce asa kutusunun gözüktüğü dükkanına... Weasley's Wizard Wheezes! Kusturan pastiller, aşk iksiri, uzayan kulaklar. Hogwarts alışverişi yapmadan çıkmak istemiyorsunuz. Nimbus 2000 alanımız yok ki Quidditch oynayalım...

A video posted by @badicayir on
Artık çıkışa yaklaştığımız farkındalığıyla hüzünlenmeye başlıyoruz. Çıkmadan önce güzel bir sürpriz var fakat. Dev bir Hogwarts maketi bizi bekliyor. Yanıp sönen ışıkları, Dumbledore'un kulesi, Hagrid'in kulübesi... Hepsi gözünüzün önünde.

O kadar mutlu, huzurlu çıkışa ilerliyoruz ki. Sanki Harry Potter hayranlığımız level atlamış gibi. Başka bir boyuta taşınıyor olay resmen. Bir HP hayranının Bucket List'inde olması gereken yerlerden biri WB Stüdyosu. Çünkü resmen parçaları birleştiriyo, çok daha fazla benimsiyosunuz. Nasıl oluyosa daha fazlası. Siz düşünün artık.


(gift shoptan aldığımız Chocolate Frog ve Bertie Bott's jelly beanleri. Çikolata cidden başarılıydı!) 

Bu mükemmel günün en üzücü yanına geliyorum. Stüdyo'nun Shop'u İNANILMAZ pahalı. Gidip bir asaya 25 pound verecek babayiğitler olamadık ne yazık ki. Ama chocolate frog olsun, Bertie Bott's Every Flavour Beans olsun, çok şık rozetler olsun yine alabildik bir şeyler. Orada Gryffindor atkısının 25 pound olduğunu görünce tabii ki içimden yaaa ben anneme ördürürüm bundan gider 20 liraya bir sürü top yün alırım da diye düşündüm.



Her şey bir yana, hayatımda geçirdiğim en güzel günlerden biriydi. En son dönerken yanlış trene binip ıssızlığın ortasında gecenin bir yarısı korku dolu saatler geçirsek de, içimizdeki heyecan ve mutluluk bitemedi. O derece güzeldi.

Darısı her Harry Potter hayranının başına diyorum.

Share:

1 yorum

  1. WB Studio Tour'a gitmeyi hep isterdim de sanki daha da arttı bu istek yazıyı okuduktan sonra. Bonuslar da bir harikaydı doğrusu :D

    Bu da benden olsun: http://www.youtube.com/watch?v=EUhPLb_vCkg

    YanıtlaSil