Bir Çay Insanının Gözünden Istanbul Coffee Festival

by - 12/28/2014

Cumartesi günü şehirdeki kahve kokusunu takip ettik ve kendimizi Galata Rum Okulu'nda bulduk. Istanbul Coffee Festival, bu sene İstanbul'da ilki gerçekleştirilen bir kahve festivali. Festivalin başlangıcına dair Radikal Hayat yazarı Tuba Şatana' nın geçen haftaki yazısında Türkiye' deki kahve endüstrisinin büyümesi üzerine festivalin organizatörü DSM Group'un kurucusu Alper Sesli' de böyle bir festival fikrinin oluştuğu yazıyordu. Gerçekten de son dönemde öyle çok kahve dükkanı açıldı ki, yeni bir kahve kültürü oluştu İstanbul'da. 3. dalga kahve akımından bahsetmemiz gereken nokta da burada başlıyor.


Dalga denen, kahve tüketimine ilişkin tarihsel süreç aslında. 1. dalga kahve akımında, 2. Dünya Savaşı sonrasında kahve, tüketicilerin herhangi bir bilgisi olmadan ve kahve kalitesi gözetilmeden sadece önlerine sunuluyor. 2. dalgada geniş kahve zincirleri, nispeten kaliteli kahve üretmek ancak yine de tüketim ağırlıklı olarak hayatımıza giriyorlar. Ve nihayet 3. dalgada her kahvenin çekirdeğinin toplandığı çiftliği, hangi derecede kavrulduğu, hangi yöntemle demlendiği gibi bilgilerin tüketicinin bilgisine sunulduğu döneme geliyoruz. Çünkü kahvenin lezzeti ve aroması, tüm bu işlemlerin farklılığına göre değişiyor aslında ve 3. dalga kahve akımı da kahveyi anlayan insanların kahveyi anlatma çabasıyla doğuyor. İşte Istanbul Coffee Festival da, 3. dalga kahve akımının Türkiye' de gittikçe artan temsilcilerinin bir araya geldiği bir festivaldi.


Baştan söylemem gerekirse, bir çay insanı olarak kahveye dair bildiğim bir şey varsa, o da kahve tekniğine dair bir şey bilmediğimdir. Yavaş yavaş öğrenmeye çalışıyorum önüme gelenin ne olduğunu sorarak ve tadına baktıktan sonra bir saniye durup ağzımdaki tada dair yorum yapmaya çalışarak. İşte Cumartesi gününü de bu şekilde, çok tatlı kahvecilerle tanışarak ve İlkin'le aklımızdaki soruları saçma mı diye bir kez düşünüp, saçma olduğunu fark edip ikinci kez düşünmemize fırsat vermeden sorarak geçirdik.



Festivalle ilgili en beğendiğim nokta, çok yönlü olmasıydı. Adım başı kaliteli kahve bulabilmek en önemlisiydi elbette, ancak buna ek olarak kahve yapımında kullanılan makine firmaları, kahvenin yanında atıştırmalık niyetine almak isteyebileceğimiz yiyecek markaları, büyük kahve zincirlerinin stantları, barista şampiyonaları, kahve ve sanatı birleştiren sergiler, farklı seanslar halinde seminerler ve workshoplar bir aradaydı. Gerçek anlamda kahvenin baş rolde olduğu bir dünya vardı.


Galata Rum Okulunun 4 katı ve bir de terası var. Yapı olarak bizim liseye öyle çok benziyor ki içinde dolaşmayı çok seviyorum sanki köşeden Selman Hoca çıkacak gibi. Gezmeye en üst kattan başladık. Tüm öğleden sonra kahve şampiyonası vardı terasta ve biz gittiğimizde muhtemelen ilk turun son yarışmacısı 4 kişilik jüri karşısında kahve yapıyordu. Jürilerin hepsi sürekli gülüyorlardı, böyle bir yarışmada jüri olmak için ne gibi bir özgeçmişe sahip olmak gerek diye sorarak 4. kata indik.




Bu katta daha çok kahvenin sanatla ilişkisi ağırlıklıydı ve Helikon Art Center kapsamında Yeşim Ustaoğlu'nun kahverengi tonlardaki tabloları ve Igor Zaidel' in bazı organ ve nesneler yerine kahve çekirdekleri kullanarak yaptığı çalışmalar çok güzeldi.


Bu katta ayrıca farklı tasarımcılarının işlerinin sergilendiği alanlar da vardı ancak bunlarda çok fazla vakit geçirmeyip 3. kata indik çünkü TOBLERONE VE OREO olduğu yazıyordu! Ancak hiç üzülmeyin, minik minik tabaklara iki markanın da en klasik çeşitleri dizilmişti bizim evde de var sonuçta bunlardan bari biraz değişik ürünlerinden koysalardı diye düşündük.
Beni festivalle ilgili şaşırtan, büyük kahve zincirlerinin de orada olmasıydı. Jacobs, Illy, Starbucks, Nero gibi marka olmuş kahve isimleri de oradaydı. Tabi ki böyle önemli bir organizasyonda onların da yer almak istemesi çok doğal ancak ben yeni nesil kahvecilere odaklı olduğum için ilk gördüğümde şaşırmıştım. Ancak mesela Jacobs, iyi ki oradaydı. Çünkü tam önünden geçecekken gözlerimizin önünden üstünde krema olan iki tane bardak geçti ve İlkin'le birbirimize baktıktan sonra hemen çalışana, günün ilk saçma sorusu olan 'Bu ne?' yi yönelttik ve kremalı mocha olduğunu öğrendiğimiz kahvelerimizi alıp elimizde oreolarla afiyetle içtik. Gerçekten çok lezzetliydi ve kafein patlaması maceramıza Jacobsla başlamıştık.






Daha sonra 2. kata indiğimizde, daha çok kahve makinesi üreten markaların alanları bulunuyordu ve ayrıca kahve yanında bazı yörelerin geleneksel yiyeceklerini üreten markalar da mevcuttu. Galata Rum Okulu' nda 2. katın 1. kata bakan balkon kısmı vardır. Bu kısım bir asma kat ve aşağıya bakıldığında tüm 1. katı görebilirsiniz. Balkonda Milk Gallery'nin bir sergisi vardı, kahve bardakları üstüne yapılmış illüstrasyonlar çok başarılıydı.





Öyle bir kalabalık vardı ki açıkçası aşağı inmeye gözümüz korktu. Bir süre orada bekleyip, cesaretimizi toplayıp kendimizi 1. katta ve esas merak ettiğimiz tüm kahvecilerin arasında bulduk.

İlk olarak Heisenberg Coffee & Roastery karşıladı bizi.


Brooklyn merkezli, Breaking Bad' i ve kahveyi seven insanların açtığı bir yer. İstanbul' da henüz şubesi yok, ancak yakın zamanda bir şube açacaklarmış Kadıköy' de. Laboratuvar tüplerine doldurdukları sütlü Cold Brew'ları servis ediyorlardı biz geldiğimizde, o kadar kalabalığa rağmen son derece güler yüzlü ve kibarlardı.


Daha sonra baktık ki kalabalık sağ taraftan akıyor, kendimizi insan kalabalığına bırakarak Coffee Manifesto'nun sırasına girdik.



'Ask Stupid Questions' yazıyordu her yerde, biz de sorduk. Önümüzdeki kadının yaptığı filtre kahveyle ilgili bilgi aldık. Etiyopya-Sidamo çekirdeğinden, 60 derecelik bir oluktan aşağıdaki kaba akıtıyorlar ve bu sayede kahvedeki farklı aromaların ortaya çıkması sağlanıyormuş.


Bu demleme tekniği V60. Çay gibi yumuşak içimli bir kahve oluyor dedi ve gerçekten de yumuşak güzel bir kahve içtik

Daha sonra Sahi'den narlı kaymaklı lokumlarımızı ve yanındaki Espresso Perfetto'dan devasa lattelerimizi aldık. Kalabalık başta gözümüzü korkuttu ancak istediğimiz her yerde bir şeyler içme imkanı bulabildik ve kimse çarpıp da kahvelerimizi dökmedi (buraya bir peace işareti)


Sonrasında sıra Petra'daydı. Tüm ekip inanılmaz sevimli gözüküyordu çizgili t-shirtleriyle.


Petra'yla ilk tanışmamız yazın bir Souq çıkışında olmuştu. Ben Petra'nın sahiplerinin girişimci ruhlarını gerçekten çok seviyorum. Gayrettepe' de esas dükkanları; Kanyon' un girişinde bir yerleri var başka var mı bilmiyorum ama bir de bazı etkinliklerde yer alıyorlar bu şekilde. Ekibin işini çok sevdiğini anlıyorsunuz. Bu festivalde çok mantıklı bir fikirle 'petra and friends' diyerek farklı insanları da kendilerine ayrılan kısımda konuk etmişler ve ortaya çok güzel bir işbirliği çıkmış. Ben en çok Ece Erel' i kaçırdığıma üzüldüm. Biz öğleden sonra gittik, ancak o sabahtan katılmış. Kendisinin mesleği; çay uzmanlığı. 'Ya ben boşuna okuyorum benim hayatım da keşke çay içinde geçse.' diye imrendiğim, bu yaz hikayesiyle karşılaştığım bir kadın. Çaya olan sevgisini mesleği haline getirmiş ve bir çok çalışma yapıyor.


Biz Petra'ya vardığımızda Nun ekibi oradaydı. Hepsi çok neşeliydi ve hazırda bulunan Kenya'lardan aldık. Kırmızı meyve, sütlü çikolata ve siyah çay aromalı Kenya' da ağırlıklı kırmızı meyve tadını aldık ve İlkin'le her seferinde 'Hmm bak şimdi acayip çay gibi geldi tadı' 'Hmm bak şimdi de kahveyi aldım daha çok.' diyerek bardaklarımızı bitirdik. O sırada Etiyopya'nın demlenmesi gerekiyordu, biraz orada duran banka oturup saçma espriler yapıp gülmeye başladık zira bundan sonrası bizim için enerji dolu ve biraz puslu. Alışkın olmayan vücudumuza giren kafein miktarı bizi allak bullak etti, en son ilgisiz deyimleri bir araya getirip kahkaha atıyorduk. Etiyopya da demlendikten ve bunu da bir güzel içtikten sonra, kahve gibi kahve içtik hissiyle mutluluktan uçuyorduk.

Turun geri kalanında, MOC , Kronotrop ve Kaffee Zapatista vardı. İlk ikisi zaten daha önceden bildiğimiz kahvecilerdi ve çok da fazla içtiğimiz için 'Başka gün oturmaya geliriz.' diye onlara el sallayarak anti-kapitalist kahveci Zapatista'ya yaklaştık.


Burada birer espresso istedik çünkü sanki ayılmaya çok ihtiyacımız varmış ve hiç kafein yokmuş gibi içimizde. Bu sırada Hamburg merkezli bu kahveyi Türkiye'ye getiren adam bizi etrafına toplayıp hikayesini anlattı. Burada kullanılan kahve çekirdekleri, Meksika'nın Chipas dağlarında yaşayan yerlilerce, kimyasal tarım teknikleriyle değil, biyolojik tarım yöntemleriyle toplanıyormuş ve tarlalarda çocuk işçilerin çalıştırılması yasakmış. Satılan kahvenin geliri, Zapatist yerlilerin ihtiyaçları için harcanıyormuş. Bunun gibi oluşumlara gerçekten ihtiyacımız var, yerli işçilerin korunması ve özellikle çocuk iş gücü sömürüsünün engellenmesi gerçekten çok önemli ve umarım anlatılan kadar yüce gönüllü bir topluluktur. Elimize birer poşet verdiler, içlerinde posterler ve broşürler vardı. Kahvesi de son derece lezzetliydi.



Kapanışı orada bulunan tüm katılımcılarla birlikte A Film About Coffee gösterimiyle yaptık. Oradaki tüm grup öyle heyecanlıydı ve işlerini öyle çok seviyorlardı ki, alışık olmadıkları bu deli kalabalığa ve yorgunluklarına rağmen gerçekten mutlulardı.

Elimde bir kupa portakal aromalı çayla size bu kahve festivali yazısını yazıyorum. Çayın tadı, kahveninse kokusu beni evimde hissettirdi şimdiye dek. Gelecek sene umarım kahveyi anlayabileceğim bir yıl olur benim için. Ben, bir çay insanı olarak kahvecilerin dünyasını çok sevdim. Kahve hakkında daha çok şey bilerek, ve İstanbul' da daha pek çok güzel kahveci keşfetmiş olarak seneye ikincisine katılmak için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Mühim not: Bir İstanbul Çay Festivali de olsa ne güzel olurdu, değil mi?

                                                                     

                                                                                                                                                        -G

You May Also Like

1 yorum

  1. Paylaşımlarınız harika... ilgi ile takip ediyoruz. daha sık güncellenen paylaşımlar ile sitenizi devamının sürmesini tavsiye ediyorum.

    http://sanayitipicaymakinesi.com/
    http://www.remtamutfak.com/
    Çay Makinesi
    Çay Makinası

    YanıtlaSil