Şehir Postası: Köln ve Bonn

by - 6/22/2015

Yeni bir şehir postasıyla karşınızdayız! Bu seferki duraklarımız Köln ve Bonn. Sınavlarım bittiği gibi kendimi Erasmus yapan arkadaşlarımın yanında buldum. 1 haftalık minik bir rahatlama oldu benim için. Arada iki günlük hızlandırılmış Paris yaptık. Paris maceramız da çok yakında şehir postalarımızın arasında yerini alacak.


Şimdi gelelim Köln ve Bonn'a. İkisi de klasik Alman kentleri (tek merkezli, alışveriş caddeli, tontiş Alman kentleri). Araları trenle 20 dakika. Bence ikisi de bizzat gezilmeye gitmelik değil ama geçiş noktaları. Şayet ikisi de yarım günde rahatça gezilebilecek yerler. Yolunuz ikisinden birine düşerse sizin için neler yapılır onları anlatacağım.

Köln

Köln'de (ve bir çok Avrupa kentinde) bilmeniz gereken şeylerden biri pazar günü her yerin kapalı olduğu. İnsan inanmak istemiyor ama maalesef durum bu ve tatilinizi buna göre ayarlarsanız sizin için daha iyi olur.
Benim dikkatimi çeken ilk şey toplu taşımada hiç bir kontrol, turnike, akbil basma zımbırtısı olmaması oldu. Ben ilk gün 1.90 lık bir bilet aldım ama bir hafta boyunca hiç kullanmadım :)) (Eğer Avrupa'da okuyan bir arkadaşınız ile geziyorsanız akşam 7.30dan sonra ve haftasonu onlara olduğu gibi size de toplu taşıma bedavaymış onu da not düşeyim.)

Dom


Köln'ün Dom'u şu ana kadar gezdiğim en güzel katedrallerden biriydi. İçerisi inanılmaz büyük ve etkileyiciydi. Dedemin anlattığına göre (kendisi 1962 yılında ananem ile birlikte arabayla Avrupa turuna çıkmış) savaşın sonuna doğru Amerika Köln'ü bombalıyor ve Dom'un bir kısmını zedeleniyor. Savaş sonrası Dom'u tamir etmek için bir piyango düzenliyorlar. İnsanlara ödül olarak araba çıkacağı söyleniyor ama kağıtlardan tek çıkan şey "tekrar çek". Öyle öyle toplanan paralarla Dom tamir ediliyor. Kendisi Avrupa'nın 3. büyük katedraliymiş.

Pastaneler!


Almanya'ya adımınızı attığınız gibi kendinizi bir pastaneye atın. Bütün o kremalı tatlılar, pretzeller ve cağnım BERLINER! Mmmm. Donut halt etmiş ben kesinlikle Berliner insanıyım. Of Canım çekti. Ben dönmeden Merzenich'ten bir kaç Berliner kapıp döndüm öneririm!

Dükkanlar

Köln'de minik şirin saçma sapan şeyler alacağınız dükkanlar mevcut. Ama benim size özellikle tavsiye edeceğim iki yer var. Birincisi özellikle defter ve kutu manyaklarına gelsin. Aklım çıktı bütün o defterler yüzünden. En son dükkandan ağlayarak çıkıyordum neden daha fazla alamıyorum diye. İkinci dükkan ise Papelito. Eski tipli oyuncaklar, defterler, hiç ihtiyacınız olmayan bir sürü saçma güzel şey dolu bir dükkan. Hediye almak için birebir! Ara sokaklarda gezinirseniz güzel deri çantalı ikinci el kıyafetçiler de bulabilirsiniz benden söylemesi. Ayrıca Köln'de minik bir Urban Outfitters da var. Hemen onun köşesindeki çaycı TeeGschwendner'de farklı çay karışımları bulmak mümkün. Yine Urban Outfitters'ın çaprazındaki kitapçı Büchermarkt inanılmaz güzel sanat kitaplarıyla dolu ama Almanca olmasıyla bir o kadar üzücü :( Kitapçının yanındaki pastanenin de vişneli brownisi mükemmel. Yani bütün bu dediğim yerlere bakmak için Urban Outfitters'ı bulmanız lazım evet :)

Yemek 

Arkada Tarkan tadında Arapça şarkılar, mekanın adı: Habibi. Duvarlarda türlü türlü posterler minik masalar. Önden gelen karanfil çayı ve yediğim net en iyi falafel tabağı. Görmüş olduğunuz tabak 6 Euro. Her kuruşuna değiyor. Dürüm alırsanız 1.90. Nam nam.

Bonn

Gelelim Bonn'a! Bonn Köln'e göre daha şirin ve daha eski yapılı bir kent. Savaş zamanında Berlin işgal altındayken başkent olduğu bir dönem olmuş (dede bilgileri devam). Minik pazarı olan kent meydanı, eski postahanesi ve önündeki heybetli Beethoven'i ile pek bir şirin. Beethoven pek şirin değil tabi aksi suratıyla. Biz meydana vardığımız gibi minik kutulardaki çileklerimizi kaptık. Almanlar çilek konusunda gerçekten çok iyiler.

Çileklerimizi aldıktan sonra kent pazarında birazcık dolanıp dayanamayıp biraz da kiraz aldıktan sonra Beethoven'ın evine gittik. Açıkçası tam bir hayal kırıklığıydı. Çünkü evin içinde hiç bir eşya yok sadece duvardaki resimlere bakıyorsunuz. Tabi kemanını, piyanosunu görmek çok güzel. Ama insan biraz dayalı döşeli ev bekliyor. O yüzden biraz üzdü. Boş bir ev gezmiş olduk neredeyse. Shopundan Beethoven silueti şeklinde kurabiye kalıbı alarak kendimi biraz olsun tatmin etmiş oldum. 


Bahçedeki yarı çıplak Beethoven biraz korkunçluydu.

Daha sonra yine lokal bir pastaneden kendimize kremalı bir tatlı ve pretzel alıp Bonn Üniversitesinin çimlerine gittik. Üniversite gerçekten çok çok güzel. (Sarı olması yeter). Eskiden saraymış kendileri.

Benim en sevdiğim yerlerden biri Antiquariat Walter Markov isimli kitapçıyı bulduğumuz cadde oldu. İki yanı ağaçlı güzel binaların olduğu sakin bir sokak. (Sanki Almanya'da sakin olmayan sokak varmış gibi) Kitapçıya gelirsek..ilk önce dışarıda kutu içindeki kitaplar ilgimizi çekti. Birbirinden nefis kapaklara sahip ama tek kelimesini anlamadığımız kitaplar. Aklımız gitti resmen. Sonra içeri bir girdik! Raflar dolusu değişik desenli kitaplar..Serinin ismi Insel Bücherei. 1912 yılından beri basılıyormuş. Hiç anlamasam da içinde resimli fabl olan ve Rönesans dönemi İtalyan tablolarını anlatan iki kitap aldım. Hayatımda gördüğüm en güzel kitap serisi. İngilizce olsalardı bütün paramı bırakıp çıkabilirdim. Kitapçının içi ise ayrı güzeldi. Sadece içeride asla anlamlandıramadığımız iplerle sarılmış bir manken vardı? Neden? Niye?



Paris'ten dönüşteki son günümde ise Köln'e yaklaşık bir saat uzaklıktaki bir çilek tarlasına gittik. İçeride istediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz. Girerken istediğiniz boyutta bir kutu alıyorsunuz yanınıza. ya da kendiniz de kutularınızı getirebilirsiniz. İçeride topladığınız kilo başına 2.5 euro ödüyorsunuz. Tarladaki herkes Türk'tü. Çilekler nefisti. Özellikle benim gibi şehir çocuklarını mutlaka öneririm.


-B

You May Also Like

0 yorum