15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali: Sizin İçin Seçtiklerimiz



15. !f Bağımsız Filmler Festivali 2016’nın şahsım adına ilk güzel etkinliği olarak takvimimde yerini aylar öncesinden aldı. Ocak ayının tamamını bitmek bilmeyen vizelerle geçiren biri olarak festivalden beklentim büyük, bu yüzden de oldukça detaylı bir çalışma sonucunda aşağıdaki filmleri seçkime dahil etmiş bulunmaktayım. Öncelikle festivale dair ön bilgileri vereyim: Festival İstanbul’da 18-28 Şubat, Ankara’da ve İzmir’de ise 3-6 Mart tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak. Biletler ise 5 Şubat’ta Biletix’ten %10 indirimle ön satışa, 8 Şubat’ta ise genel satışa çıkıyor. Film önerilerine geçmeden sizi şöyle tanıtım filmine doğru alalım, çünkü bu seferki ekstra  bir güzel olmuş. 



1-) THE DIARY OF A TEENAGE GIRL
Şimdi bu film için 15 yaşındaki bir genç kızın büyüme hikayesi desem çok sıradan gelecek, ama merak etmeyin öyle değil. Çünkü söz konusu kızımız 70lerde San Francisco’da yaşıyor, bunun  da etkisiyle fazlasıyla tabulardan arındırılmış, oldukça cesur bir kendini keşfetme hikayesiyle karşı karşıyayız. Bonus olarak filmin Sundance’de fazlasıyla beğenildiğini de ekleyelim.
2-)  ANOMALISA
Charlie Kaufmann bu sefer bir animasyonla karşımızda. Anomalisa ilhamını psikolojik bir hastalıktan alıyor. Bu hastalıktan muzdarip insanlar farklı insanların aslında tek bir kişi olduğu düşüncesiyle baş etmek zorunda kalıyorlar. Filmin ana karakteri Michael Stone da bu hastalığın bir kurbanı, ancak geldiği otelde biri var ki diğer insanlardan ayrılarak kendisine ait bir kişiliğe sahip gibi görünüyor. Anlayacağınız Being John Malkovich ve Eternal Sunshine of the Spotless Minds’tan tanıdığımız Charlie Kaufmann yine oldukça egzantrik bir hikayeye hayat vermiş.

3-) BRAND: A SECOND COMING
Şimdi doğruya doğru ben bu filme gitmeyeceğim, çünkü Russell Brand’den çok da haz ettiğimi söyleyemem. Ama seveninin çok fazla olduğu da bir gerçek olduğundan ünlü komedyeninin sorunlu geçmişi ve günümüzdeki dünya görüşüyle ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenleri bu film oldukça tatmin edecektir diye düşünüyorum.
4-) DEMOLITION
Demolition’da bir araba kazasında karısını kaybetmiş Davis ile kendisi de ayrı bir sorunlu olan Karen’ın enteresan ilişkisine tanık oluyoruz. Konuya ben fazla odaklanmadım bile zira C.R.A.Z.Y ve Dallas Buyers Club’tan tanıdığımız Jean-Marc Vallée yönetmiş, Jake Gyllenhaal da oynamış, bana fazlasıyla yetti açıkçası.
5-) BAĞLAR
Bağlar sayesinde Diyarbakır’daki bir basketbol takımının 3 yılına tanık oluyoruz. 2010-2013 yılları arasında çekimleri yapılan filmde bölgede olup bitenlerin ışığında ilçe basketbol takımındaki gençlerin başarılarını, umutlarını izliyoruz. Tam da bu aralar Amedspor’un başına gelenleri de düşündüğümüzde bazı şeyleri idrak etmemize çok yardımcı olacağını düşündüğüm bir film Bağlar. 
6-) I SMILE BACK
Sarah Silverman ağır depresyondan muzdarip bir ev kadınını oynarsa ne olur? Komedyen kimliğiyle tanınan Silverman bu filmde ne kadar iyi bir dram oyuncusu olduğunu göstermiş diyorlar, ben fragmandan bile fazlasıyla ikna oldum açıkçası.
7-) MASUMİYET MÜZESİ
Yönetmen Grant Gee filmde Masumiyet Müzesi’yle birlikte İstanbul’u ve Orhan Pamuk’u da anlatmış. Hazır Orhan Pamuk’un yeni kitabı da çıkmışken sevenleri için bu film kaçırılmaz sanırım.  Filmle birlikte 27 Şubat’ta Grant Gee ve Orhan Pamuk’un yer aldığı bir söyleşi de !f’in bu seneki etkinlikleri arasında aklınızda bulunsun.
8-) LOVE 3D
Gaspar Noé geri döndü. Sinema dünyasını kendisi kadar ikiye bölen yönetmen sayısı oldukça azdır, Love’da da yine yapmış yapacağını. Noé filminde aşkı anlatırken her zamanki gibi kamerasını sakınmadığından bir kesim tarafından konulu seks filmi çekmekle suçlanıyor. Kendisine göre ise ilişkinin önemli bir kısmını da seks oluşturduğundan bu görüntüler aşkın doğal bir parçası.  Demem o ki film tartışmalı ve söz konusu Noé olduğundan herkese göre de olamayabilir, karar sizin. Şahsen ben daha Irreversible’ı atlatabilmiş değilim, ama Noé’ye bir şans daha vereceğim sanırım.
9-) TANGERINE
Geldik !f’in en merakla beklenen filmlerinden birine. Sebebi şu ki Tangerine iphone 5 ile çekilmiş bir film. Filmde Los Angeles’taki iki trans seks işçisinin bir gününe tanık oluyoruz. Söz konusu günde karakterlerden biri erkek arkadaşının kendisini aldattığını öğreniyor, anlayacağınız mevzu büyük. 


10-) COBAIN: MONTAGE OF HECK


Kurt Cobain’n hayatına ışık tutan bu belgesel Courtney Love’ın da kişisel arşivini açmış olması sebebiyle şu ana kadar yapılmış Cobain filmleri arasında en gerçekçisi olarak kabul ediliyor. 
11-) JANIS: LITTLE GIRL BLUE
!f’in bu seneki müzik belgeselleri birbirinden güzel, hangi birisini izleyeceğimi şaşırmış durumdayım. Soracak olursanız çok büyük bir Joplin fanı değilim açıkçası, ama bence Janis’i asıl  ilginç kılan yaptığı müziğin yanı sıra yaşadığı küçük kasabadan çıkan bağımsız bir kadın olarak hayatının kontrolünü ele alması, bu filmde de bunu oldukça yakından görme şansına erişiyoruz.
12-) QUEEN OF EARTH
Gerilim sevenleri böyle alalım, çünkü ben filmin fragmanından bile o kadar gerildim ki temiz havaya ihtiyaç duydum. Filmin asıl karakteri Catherine hayatının kötü bir dönemindedir ve arkadaşı Virginia’nın kulübesine gitmek iyi bir fikir gibi gelir, ancak tahmin edeceğiniz üzere işler pek de yolunda gitmez. Filmde Elizabeth Moss’un oyunculuğu fazlasıyla övgü almış onu da belirtmeden geçmeyelim. 



13-) THE HUNGER!f, David Bowie’yi gelmiş geçmiş en güzel, en stilize vampir filmlerinden biriyle anıyor. Tony Scott’ın yönettiği, Bowie ve Deneuve’ün tarihin en cool vampir çiftini canlandırdıkları filmi bir kez daha beyazperdede izleyecek olmak çok güzel, vesilesi çok üzücü olsa da. 
14-) IN JACKSON HEIGHTS
Bu belgesel 190 dakika, şimdiden söyleyeyim de sonra problem olmasın. Jackson Heights New York’un Queens bölgesinde yer alan bir mahalle. İlginç olan ise bu mahallede 167 farklı dilin konuşuluyor olması. Anlayacağınız kozmopolit dediğimiz kavramın birebir karşılığı gibi bir yer, hatta daha da fazlası. Sarf edeceğimiz zamana değeceğe benzer, ne dersiniz?
-İlkin Bey 

Share:

0 yorum