How to Survive the Work Life

Herkese merhabalar

Bu survival kit uzun zamandır aklımızda ama ancak oturup yazma fırsatı bulabiliyorum. İş hayatına yeni atılan birisi olarak size biraz yaşadıklarımdan bahsetmek istiyorum. Böyle dertleşir gibi. Çünkü biliyoruz ki bizim gibi isyanda bir sürü insan var aslında.

smalltalk-anim
Small talk: Sevgili okurlar, çok ciddi bir müessese. Hep savunurdum, insanlarla iletişim açısından önemli olduğunu da düşünüyorum. En önemli small talk konuları; hava durumu, trafik, politika. Hiç konuşacak konu bulamazsanız bu üç konu imdadınıza yetişmekte. Ben şu yaşıma kadar bu işi çok iyi becerebilen bir insandım. Ama şahsen gerçekten kusmak üzereyim, hele Sarıyer'den medeniyete ulaşmaya çalışan birisi olarak yürüme mesafesinden gelen insanların trafik vardı, gelemedim serzenişlerine tahammül edemiyorum. Böyle insanlar extrovert Gülce'yi alıp boğazın serin sularına gömüp introvert Gülce'yi ortaya çıkardılar. Konuşmuyorum onlarla. Bana ne.

Yorgunluk: Bu kelimenin kendisi son 7 ayımı tanımlamakta (vov 7 vov 7 mi vov). Gerçekten, her sabah belli bir saatte kalkmak zorunda olmak ve 'Ya zaten ilk iki ders sigorta ben 1 saat daha uyuyayım.' gibi bir cümle kurma özgürlüğümün olmaması konusundaki üzgünlüğümü anlatabilecek derecede güçlü bir sıfat bulamıyorum. Ve eminim bir konuda hepimiz hem fikir olabiliriz ki, beş gün, hafta içi için çok fazla. Dört ideal. Dört gün hafta içi, üç gün hafta sonu olsa, zaten ülkemizdeki yeni gelişmeler ışığında cumanın tatil olması fikri ileri sürülebilir ama pazardan vazgeçmemek şartıyla.


Sorumluluk: Hele ki pimpirikli bir insansanız ve son dakika yapılması gereken bir iş size verildiyse yaşadığınız panik ataklar. Ben hayatım boyunca her şeyi erkenden tamamlamış bir insanım. Sınav çalışmalarım 1 ay öncesinden biterdi. Buluşmalara hep en erken gelenim. Mesai dokuzda başlıyor ben en geç 08.30'da ofiste masamda oturmuş oluyorum. Hafta sonu bile erken kalkarım. O yüzden tüm işler öğleden önce bitmek zorundaymış gibi bir hisse kapılıyorum. Saat tam sekizde adliyede olup, 08.15'te işimi yapmayı reddeden icra memuruna 'Bu saatte neden bu kadar kabasınız kendinize gelin.' demiş insanım. Halbuki heralde adam da daha kahvaltısını yapmadığı için kabaydı. Neyse. Yani benim gibi bir insana son dakika iş verilmesi demek, tehlike demek. İstanbul sokaklarında delice koşturan ve önüne çıkanı bir Dalek gibi duygusuz bir ses tonuyla exterminate demek suretiyle yok eden bir Gülce demek.

madness friends gifDaha sadece bir stajyer olduğum için, bana işi veren insanlara 'Daha erken verseniz olur mu?' gibi bir şey deme lüksüm olmuyor tabi :)) Bu yüzden sadece buna alışmak ve eğer bu saatte bana bir iş verildiyse üstüme düşeni sonuna kadar yapıp, olamazsa kendimi tüketmemeyi öğrendim sanırım. Çünkü bunu ilk kez yaşadığım gün adliyede sinirimden ağlamıştım. Bir iş yapılamayabilir ama son dakika olduğu için yapamadığımda kendime yedirememiştim. Unutmayalım, bunlar bizim suçumuz değil. Ve yine unutmayalım, bazen bize işi veren kişinin de suçu değil. Olaylar böyle gelişebilir, veya o da zor durumda kalmış olabilir. Gereksiz fevri davranmanın lüzumu yoktur. İçimizde yaşayalım.




Samimiyet eksikliği: Çağımızın hastalığı. Bazı insanlar çok samimi olabilir tabi ki bu herkes için geçerli değil. Ama genel olarak ortada bir samimiyet eksikliği olduğu kesin. Ben samimi bir insan olarak başta böyle insanları hep çok yadırgıyorum. Üzüldüğüm bile olur bu yüzden. Ama bunu yavaş yavaş atıyorum üstümden. Türlü türlü insan var, İş yerindeki insanları seçmek de mümkün değil. O yüzden akışına bırakalım, kabul edelim.


TGIF ruhu: Bu seneye kadar bana anlamsız gelen bu şükür tanrıma bugün cuma ruhunu artık anlayabiliyorum. Ama işin kötü yanı, hafta sonunun halsizlik yüzünden verimsiz geçebilmesi. Bazen istediğim tek şey, bütün sevdiğim insanları aynı eve toplayıp uyku partisi vermek. Hep beraber saatlerce hunharca uyuyalım koyniş koyniş. Bu yüzden sosyalleşmekte ve plan yapmakta gerçekten zorlanıyorum. Ama buna alışmak zorundayım çünkü deşarj olmazsam büsbütün patlarım. Bu arada Saturday is the new Friday benim için. Malesef cumartesileri de çalışan bir insan olarak Pazar günlerimi yorganın altında sabahtan akşama The Good Wife izleyerek ve türlü türlü tatlılar yiyerek geçirmeye başladım. Daha fazla kilo daha fazla asosyallik daha fazla yorgunluk :) 












Hafta içi akşam buluşmalarına son: Üzülerek söylüyorum ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Akşamları bi kahve için buluşulmuyor. Saat bilmem kaçta çıkıp eve gidip yemek yiyip duş alınca zaten saat 12 oluyor. Planlar cuma akşamları ve cumartesi akşamlarına. Kendimizi zorlayıp bu günlere plan yapıyoruz

 

Aile ile yaşam: İş sanki hiç karışık değilmiş gibi aileyle yaşam da eklenince her şey daha da çetrefilli bir hal alıyor. Çarpraz ateşte kalmak korkunç. Arkadaşlarınız sizi program yapmadığınız için suçlarken onları idare etmeye çalışıp bir de ailenize tek sosyal hayatınızın hafta sonu olduğunu anlatmaya çalışıyorsunuz ama anlamıyorlar. Bazen dışarı çıkmak için cumartesi sabah sekiz buçukta temizlik yapmak zorunda kalabiliyorsunuz :)) Derin nefes alın. Yapacak bir şey yok. 



Memurlarla/Müvekkillerle/Müşterilerle vb. iletişi(e)m(e): Her iş için iletişim kurulamayan bir grup insan olduğunu varsayıyorum. Bu insanların bir kısmı kendi hayatlarından memnun olmadıkları için biz çalışanların hayatını zehir etmeye yemin etmiş olabilir, bir kısmı işini bilmediği için size saçma sapan tepkiler verip içinizde duvarları yumruklama isteği uyandırabilir, veya yüzsüzlük ve terbiyesizlik dereceleriyle sizi hiç bilmediğiniz öfke kontrolleri yöntemlerini keşfe zorlayabilir. Tavsiyem, ne yaptığınızı iyi bilerek yola çıkın. Karşınızdaki saçmalıyorsa, saçmalama demekten çekinmeyin, tabi kibarca :))

Tüm yazının anlam ve önemini belirtmek üzere bonus:

nap gif












                                                                                                                      G.

Share:

0 yorum