Ne Zaman İstifa Etmeliyiz? (Bu bir kişisel gelişim yazısı değildir.)

Herkese merhabalar,

Uzun süredir sizlere eskisi gibi sık yazma fırsatı bulamadık, süreklilik tutturmanın zor olduğu bir döneme girdik grupça. Bu sırada mezun olup çalışma hayatına hızlı bir geçiş yaptık. Yaklaşık bir buçuk senedir, okul bittikten sonra neredeyse hiç tatil yapmadan başlayarak, çalışıyordum. Belki okuyanlar bilir; İstanbul Hukuk mezunuyum ve kolay bir okul hayatım olmadığı gibi (siz finallere 4 ay çalışmak nedir bilir misiniz?) mezun olduktan sonra zorunlu 1 yıllık staj çilesi içinde buldum kendimi. Bir de yüksek lisans ekledim başıma ona hiç girmiyorum. 

Multi-taskingin altından alnının akıyla çıkan herkes aslında Gallifreyli.













Sabahtan akşama bir avukat gibi çalışıp, gayet güzel dilekçeler çıkartıp, sözleşmeleri inci gibi inceleyip, müvekkillerle baya baya avukat gibi konuşmaya başladığım an hala asgari ücretten hallice bir para kazandığımı fark ettiğim anda inanılmaz bir motivasyon düşüklüğü yaşadım. Ama dedim ki, bu durum geçici. Staj da bitecek. Kendi meslektaşlarımız tarafından meslek hayatımızın başında bu denli ezilmemize dair görüşlerimi ve Anayasanın angarya yasağına aykırı bu stajyerlik dönemini ayrı bir yazıda paylaşırım sizinle. Neyse. Konuya dönelim.

Geçen hafta itibariyle istifa etmiş bulunuyorum. Bunun bir çok nedeni var, ancak benim için sebep asla maddi değil. Ruhsatımı almama çok az bir süre kaldı, ruhsat aldığımda da devam etmemi isteyen bir hukuk bürosunda çalışıyordum. Avukat olduğumda da başlangıç düzeyindeki bir avukatın alabileceği paradan daha iyi bir miktarda ücret alabilecektim. Ancak olmadı. Ve ayrıldım. Belli bir sürenin birikimiyle inanılmaz ani bir karar verdim ve aileme de kararımı bildirip hemen ertesi gün istifa ettim. Kararımın ne kadar isabetli olduğunu her gün yeniden görüyorum ve inanılmaz rahatlamış durumdayım. Şimdi size kendi nedenlerimle karışık olarak çalışan diğer arkadaşlarımdan gördüğüm sorunları sıralayarak neden ve ne zaman istifa etmemiz gerektiğini yazacağım. Sıkı durun.

1- Kendinizi geliştiremediğinizi ve aynı yerde saydığınızı düşünüyorsanız gün istifa günüdür.

Evet bu şartın bence yaşı yok. 60 yaşında da olsanız, her gün sabahtan akşama vakit geçirdiğiniz o yerde hep aynı şeyleri yapıyor ve öğrenmiyorsanız, her şeyden önce öğrenme hevesiniz de kalmamışsa ve ezberlediğiniz işlerden oluşan bu güvenli minik liman hoşunuza gitmeye başlamışsa, TEHLİKE. KAÇIN. 













Çünkü meslek dediğiniz bir hayat tarzı, bir noktadan sonra ister istemez en büyük meşgaleniz ve sohbet konunuz. Ama hem sizi entelektüel olarak doyuran, hem de gelişime açık bir yerde olmanız sizi bir insan olarak daha mutlu yapacaktır emin olun. Benim gibi kendini geliştirme kaygısı olan, hevesle okuyan herkesin bu kaygıyı duyduğunu düşünüyorum ve iyi bir eğitim almış herkes böyle bir durumda çantasını alıp çıkma anının geldiğini anlayacaktır eminim.

2- Sürekli ama sürekli istifa eden veya gönderilen çalışanlar varsa, hep bir kadro değişikliği oluyorsa muhtemelen orada siz de uzun ömürlü değilsinizdir. 

Bazen şanssızlık olabilir elbette, insanların beklentileri uyuşmayabilir. Dolayısıyla zaman vermek lazım. Bu tek seferlik durumlar için değil daha çok uzun vadede tespit edebileceğiniz bir aksaklık. Nispeten eski bir iş yeri olmasına rağmen, en eski çalışanı 2 yıllık ise mesela kendimize bir dönüp soruyoruz, "Neden daha kıdemli birisi yok?" Belki herkes kendi yoluna gitmiştir. O zaman çıkanlara soruyoruz onlara ulaşıp, "Neden istifa ettiniz?" Bu soruları sormak çok doğal ve bir ofisle ilgili bilgileri en iyi orada çalışanlardan veya eski çalışanlardan alabilirsiniz. Çekinmeyin. Cevaplar ürkütücüyse KAÇIN ORDAN KAÇIN.


3- İşverenler tarafından yapılan yalan vaatlere karnınız tok olsun. "Kimse sizi çoluğunun çocuğunun rızkına ortak etmez"

Evet yanlış duymadınız, artık hayatımızın babaanne sözleri haklıymış arkadaş dediğimiz dönemine girdik. Çoğu işverenin en büyük kozu, yanlarında çalıştırmak istedikleri insanlara "Seni ortak yapacağız, en kıdemli sen olacaksın." vaatleridir. Aklınızda olsun, kimse daha hiçbir deneyimi olmayan birisini tepeden yüksek yerlere getirmeyecektir. Bu gayet de doğaldır. En dipten başlayıp kendimizi geliştirerek büyüyeceğiz, kolaya kaçmanın alemi yok. Burada kötü olan nokta, hayatta nispeten iyi bir yere gelmiş ve düzenini kurmuş insanların, hayata henüz atılan gençleri böyle kandırarak etinden sütünden yararlanmasıdır. Artık ne yapmıyoruz? Yemiyoruz. Bu tür şeyler söyleyen yerlerden koşarak uzaklaşıyoruz.
Hello liar.



















4- Özel hayatınıza hiç saygı duyulmuyorsa, size deşarj olma imkanı tanınmıyorsa, bu hususa dair olumsuz geri dönüşlerinize "Siz gençsiniz. Biz gençken günde 245 saat 4 dakika çalışırdık" türünden abartılı hikayelerle cevap veriliyorsa alın çantanızı çıkın. 

Bakın her fırsatta gurur duyarak söylerim, kendi hayatımda gördüğüm en disiplinli inek benim. Gerçekten normal değilim ben. Sabah 06:00'da kalkıp, 06:15'te derse başlayıp 23:15'te dersin başından kalkardım. Bir kere de yakınmadım. Gerekiyorsa çalışılır bu böyledir yani. Çalıştığım ofiste de 9 ay boyunca her sabah en geç 08:30'da ofisi açmış oluyordum (mesai dokuzda başlıyordu). İçimde hep bir erken gelip daha fazla çalışma dürtüsü vardı. 
Bu şekil bir deliyim 402 Numaralı Sınıfın Çocukları bilenler
bilmeyenlere anlatsın.


















Ama 1 ay, 2 ay, 3 ay, nereye kadar? Üstelik çalışma disiplininiz görülmüyor, yorgunluğunuza rağmen işler üstünüze yığılıyor, her fırsatta da sanki çalışmıyormuşsunuz gibi biz gençken şöyleydik diye ahkam kesiliyorsa, madem alışkınsınız buyrun siz yapın deyip çıkıp gidin yani olacak iş değil. Elbette çalışmak gerek öğrenmek için. Ama 20'li yaşlarımızda sinemaya gitmeyeceksek, arkadaşlarımızla bir yerde oturamayacaksak, bir sergi gezemeyeceksek, erkek arkadaşımızla bir cumartesi kahvaltısı yapamayacaksak boğazda neden 20'li yaşlardayız?

5- İş yükünüz çok fazlaysa, yardım alamadığınızı hissediyorsanız ve maaşınız da emeğinizin karşılığı değilse cevabı biliyorsunuz.

Hukukçu olduğum için ağırlıklı örneklerim hep hukuk bürolarına ait ama eminim ki farklı dallarda da benzer sorunlar yaşanıyordur. Stajyer çalıştırmanın işverenler gözündeki en büyük artısı sigorta yükümlülüğünden kurtulmaktır. 1000 ila 2000 TL arasında bir maaşla sigortasız stajyerlere dünyanın yükü yüklenir, bir avukatmış gibi o stajyerden her şeyi yapması beklenir. Ve o stajyer yapar da. Staj döneminde paraya önem vermek hiç de doğru değil bu arada. Alınacak paraya değil öğrenmeye bakmak gerek. Ancak yardımsız kalmak ve işler altında boğulmak çalışma hayatında yaşanabilecek en bunaltıcı şeylerden biri bence. Deneyimsiz birine çok iş yükleniyor ve bu deneyimsiz kişi sorularını yöneltecek kimse bulamıyor ve tökezliyorsa, o işte bir sorun vardır. Derin bir nefes alın, günün sonunda esas sorumlular imzayı atanlar, ya da müvekkile/müşteriye hesap verecek olan işverenlerdir. Sakin olun, elinizden geleni yapın, baktınız olmuyor, zorlamayın kibarca çıkın. Rahatladığınızı göreceksiniz. 

6- Çok fazla dedikodu yapılıyor ve bu dedikodu sadece çalışanlar arasında değil, bizzat işverenler tarafından bir çalışanla başka bir çalışan hakkında yapılıyorsa, herkese farklı şeyler söyleniyorsa, o ofiste huzurlu bir çalışma ortamı bulmak mümkün değildir. 

Sanırım bu başlık gayet açık oldu. Anladınız siz. 

7- İşvereniniz tarafından size bir meslektaş olarak saygı duyulmuyorsa ve tutarsız davranışlar sergileniyorsa, çok da zorlamanın alemi yok. 

Kimse ama hiç kimse size bağırma, sizi kendinden küçük görme  ya da söz ve davranışlarıyla kendinizi değersiz hissettirme hakkına sahip değil arkadaşlar. İster meslekte 150 yıllık olsun, ister dünyanın en deneyimli insanı olsun. Saygı sadece küçük tarafından büyüğe gösterilmez. Hele ki meslek hayatında artık meslektaşlık söz konusudur. Kıdem ise mesleki bilgidir ve kişinin fazla kıdemi onu sadece meslekte daha deneyimli yapar. Daha iyi veya haklı bir insan yapmaz. Kendimizin kıymetini bilelim ve bize değer verilmeyen yerlerden itinayla kaçınalım. 

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Eklemek istediğim birkaç hususu da belirteyim. İnsan bazen bu yukarıda saydıklarım olmasa da, sadece bunalır. Bazen kendini dinlemek ister. Bazen sorun çalışılan yerde değil ama insanın kendi seçimindedir. Hayatta her zaman birden fazla yol vardır ve istediğimizi seçmek bizim elimizdedir. Denemekten, kendimizi bulmaya çalışmaktan korkmayalım. Ben buldum mu, hayır, şu anda işsizim ve seçeneklerimi değerlendirdiğim bir yol ayrımındayım. Yani herkes gibi kendini arayanlardanım. Bunlar da bu yolda edindiğim nacizane tecrübelerimdir. 

Saygılarımla.

                                                                                                                                                             -G.




Share:

0 yorum