SON DAKİKA 89. AKADEMİ ÖDÜLLERİ ADAYLARI (SPOILER ALERT)



Merhabalar sayın seyirciler

Akademi ödüllerinin verilmesine saatler kala adayları incelediğimiz yazımıza hoş geldiniz. Öncelikle belirtmek isterim ki, sinemayla ilgili profesyonel anlamda hiçbir geçmişim yok hatta bu seviyede bir cümle söylerken bile gülesim geliyor o derece. Ama salt bir izleyici olarak bu sektörü ayakta tutan kişi BENİM BEN KORAY SARGIN. O yüzden yorumlarımın tüm sinema sektörünü ilgilendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Nihayetinde izleyici kitlesinin çoğunluğunu sinema eleştirmenleri değil farklı alanlarda faaliyet gösteren normal yurdum insanı oluşturuyor ve bizim talebimiz de bu sınırlı kitlenin arzını teşkil ediyor. Gücümüzü fark edelim. Bir de tüm filmleri izleyemedim sınırlı bir inceleme oldu malesef ama aday olan tüm filmleri izlemeyi planlıyorum. 

Kısaca Akademi Ödülleri (nam-ı diğer Oscarlar), 1929’dan beri Amerika’da her yıl verilen film ödülleridir ve aday filmler toplamda 15 ayrı dalda Oscar’ı kapmak için yarışırlar. Her dalda alanında uzman Akademi üyeleri tarafından aday gösterilen filmler yarışır ve yıllardır tüm dünyada en beklenen ve prestijli ödül haline gelmiştir. Bu yıl 89.’su düzenlenecek olan tören 26 Şubat 2017 ‘de gerçekleştirilecektir (saatler kaldı demiştim). Akademi Ödüllerine neden Oscar dendiği belli değilmiş cidden çok saçma ben bu ödülleri yıllarca Oscar diye bildim iki sene önce mi ne 'hyr Oscar dğl Akademiii .ss' diye bir akım çıktı yani artık Oscar DEMEYECEKSİNİZ. Oscar. Haha.

Filmleri incelerken en çok dalda aday gösterilen filmden aza doğru sıraladık. Bu sıra bizim beğenimizi değil film endüstrisinin şaibeli sıralamasını yansıtmaktadır. (Bazı adaylıklar baya hak etmiş bence orası ayrı)



1. La La Land 
Yönetmen: Damien Chazelle
(Toplamda 14  (!) dalda Oscar adayı (Allah ne verdiyse tüm dallarda aday)

Açıkçası başlangıçta filmi bu denli büyük bir kitlenin beğenmesi bende filmden uzak kalma güdüsü uyandırdı ve hemen izleyemedim. Ama sonunda Tuç İle izlemeye karar verdik ve şunu diyebilirim ki İYİ Kİ İZLEDİK. Filmin yönetmeni Whiplash’in yönetmeni. 32 yaşında ve bu kadar genç yaşta böyle müthiş filmler yönetebilmek gerçekten çok büyük bir yeteneğin göstergesi 50’sinde ne çekecek bu adam acaba?

Filmde iki genç sanatçının (Mia ve Sebastian) yollarının kesişmesi ve aşkları anlatılıyor. Romantik bir müzikal olarak yapılmış bir film ve başlangıçtan itibaren insanı içine çekiyor. Ben gerçekten Emma Stone’un güzelliğinin mitleştirilmesinden çok rahatsız olurum çünkü bence bu durum yeteneğinin önüne geçiyor. Hızlıca popüler kültürün bir parçası haline gelince oynadığı filmlerin de yüzeysel olmasından endişe ediyor insan. Ama bence o oynadığı her karakteri gerçekten çok güzel veriyor kadının tipinden çok yeteneğine aşığım ben. La La Land’de de Mia olarak beni şaşırtmadı, yine tüm duygusuyla inanılmaz güzel bir karakter ortaya çıkartmış. Filmde en sevdiğim sahne, Mia’nın keşfedildiği sahnede bir seçmede hikaye anlatması gerektiğinde anlattığı hikaye oldu ve gözlerimi perdeden alamadım. Ryan Gosling de gerçekten bütün duyguyu çok güzel vermiş film boyunca. O düşünceli, hassas ama hırslı piyanist portresini gerçekten çok gerçekçi çiziyor. John Legend.. Sebastian’ın klasik caz tutkusuna karşın daha yenilikçi okul arkadaşı Keith olarak karşımıza çıkıyor minnoş Legend seni ve karını çok seviyorum o yüzden kesinlikle taraflıyım ÇOK MİNNOŞSUNUZ BEBİŞ LUNA'YI ÖP BENİM İÇİN.

Filmde yapılmış müziklerin hepsine AŞIK OLDUM. Başlangıçta bundan sonra duran trafiğe asla aynı gözle bakmamamı sağlayan It’s Another Day of Sun, Mia ile Sebastian’ın llk karşılaşmalarındaki Mia & Sebastian’s Theme, bütün filmde insanın aklına kazınan City of Stars, John Legend’ın Start a Fire’ı. Hepsi i-na-nıl-maz. Hikaye zaten çok güzel örülmüş, karakterlerin gelişimi ve değişimi çok güzel yansıtılmış hiçbir olay acele değil tüm geçişler sindirilerek verilmiş. Bence bu film tüm adaylıkları hak ediyor ve bu yıl Oscarları süpürecek gibi duruyor. KISKANANLAR ÇATLASIN.


2. Moonlight
Yönetmen: Barry Jenkins
(Toplam 8 dalda oscar adayı: En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Film, En iyi Yardımcı Erkek oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Sinematografi, En İyi Film Editing (Bu hangi dal bilmiyorum), En İyi Müzik, En İyi Uyarlama Senaryo)

Anlıyorum. Konu çok çarpıcı bir gerçeğe değiniyor. Senaryosu yönetmen tarafından Tarell Alvin McCraney'in In Moonlight Black Boys Look Blue kitabından uyarlanmış. Kitabı okumadım o yüzden bilemiyorum. Arkadaşları tarafından gay olduğu için alay edilen bir çocuğun, Chiron'un yaşadıklarıyla başlıyor film. Aslında kendini keşfetmeye çalışan küçük bir çocuk, ilkokul çağındaki çocukların o acımasız tavrı yüzünden iyice yalnızlaşıyor. Annesi ilgisiz, madde bağımlısı. Chiron'un dönem dönem farklı yaşlardaki hallerini izliyoruz ve hikaye onun etrafında dönüyor. Şimdi konu gerçekten çok güzel. Gay olarak yaşam zaten zorken Chiron bir de ilgisiz ve yoksul bir ailenin çocuğu onun için hayat gerçekten çok zor. Ama hikaye o kadar durağan ki film boyunca kaç dakika kaldı diye düşünerek izledim malesef beni sarmadı. Ama yani adaylığı almış mı almış o kadar. En iyi film veya yönetmeni alacağını sanmıyorum, belki uyarlama senaryo ama çok da yorum yapmayayım burda kendimi ömür gedik gibi hissetmeye başladım alay konusu olmayayım.


          

3. Arrival
Yönetmen: Denis Villeneuve
(Toplam 8 dalda oscar adayı: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Sinematografi, En İyi Film Editing (Bu ne bilmiyorum), En İyi Yapım Tasarımı, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı, En İyi Uyarlama Senaryo)

Ben tüm filmi inanılmaz büyük bir heyecanla izledim. Dilin ve iletişimin önemine vurgusu beni inanılmaz etkileyen bir şey oldu. 'Uzaylılar geldi haydi uzay bilimciler çözün bu olayı' değil de bir dil bilimciyle filmin işlenmesi bugüne kadar yapılan diğer uzaylılara ilişkin filmlerden farklı olmasını sağlamış Arrival'ın. Amy Adams'a zaten aşığım. Jeremy Renner'la çok iyi ikili olmuşlar. filmin en sonunda bağlandığı yerse çok çok güzel insanın boğazında bir şey düğümleniyor. Filmin konusu kısaca dünyanın sekiz farklı bölgesine sekiz ayrı TANIMLANAMAYAN CİSİM iniyor ve insanlar başlıyor bunlar ne diye çözmeye çalışmaya. Bir bakıyorlar ki uzay gemisi, gemilerin indiği her ülkede ayrı ayrı ekipler kuruluyor ve uzaylı kardeşlerimizin YOLDAŞLARIMIZIN neden geldiğini araştırmaya başlıyorlar. Valla ben bayıldım ve teknik dallardaki ödüllerde inanılmaz büyük şansları var bence. En iyi film ve yönetmen Arrival'a kalmaz sanıyorum. Ömür Gedik Alert verdim şu an sonraki filme geçeyim en iyisi. Ama öncesinde farklı bir yorum olarak aşağıya ekliyorum;

Tuc: Bu filmin oscara aday olmasını asla anlamicam kimse kusura bakmasın. Zira oleeey dünya barışı amerikadan yine dünyayı kurtardık yaaay mantığından bıkmadık mı arkadaşlar. Filmin ilk yarısı ve son yarım saatine kadar baya yüreğim ağzımda izledim. Ama sonra bağlandığı yer. Yooooooo hayır. Neymiş efendim işte bizim costellonun dili aslında zamanı boyutlandırmamızı geleceği görmemizi sağlamış. Tam böyle de değil okay de. Başıyla sonu arasında böyle bağlantılar şeyler şahane şimdi hakkını vereyim. Ama ben gerçekten bıktım we save the world mantığından. NO. KAZANAMAZSIN İNŞ MOTIONI.


4. Lion 
Yönetmen: Garth Davis
(Toplam 6 dalda oscar adayı:  En İyi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Patel), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Kidman) ve En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Sinematografi, En İyi Müzik)

Lion için ne yazsam gerçekten bilemiyorum. Beni inanılmaz etkiledi. Bütün filmi elim kalbimde 'Ah ben sana kıyamam ya' 'Ah yanaklarını yediğim' 'Ah benim canım' diye izlediğim yetmezmiş gibi, film boyunca muhtelif yerlerde hıçkıra hıçkıra sarsıla sarsıla ağladım. İnanılmaz gerçekçi oynanmış ve insanın içini sızlatan bir hikaye. Bu hikayenin gerçekten yaşanmış bir olaydan uyarlanması da cabası. Saroo, 5 yaşında Hintli bir çocuk. Ailesi çok yoksul. Bir de abisi var, abisi de daha çocuk, ama para kazanabilmek adına çalışıyor. Saroo bir gün abisiyle çalışmak istiyor, abisi onu da yanına alıyor ancak Saroo yolda bir trende uyuyakalarak kendini Bengal'de buluyor. Dilini bilmediği yabancı bir şehirde ailesinden uzakta bir şekilde hayatta kalıyor minnoşum benim yumuk yanaklım ve Avusturalyalı bir aile kendisini evlat ediniyor. Sonra Saroo büyüyor ve köklerini arama çabasını izliyoruz. Ben Dev Patel'e zaten aşığım bence Longbottomed eyleminin Matthew Lewis'ten sonra ikinci örneğidir kendisi. Bilen Skins'ten bilir ya da Newsroom diyeyim ya da Slumdog Millionaire vardı ya ORDA AFEDERSİNİZ BOK HAVUZUNA DÜŞEN ÇOCUK BU JAİİ HOOO. 

Bence en iyi filmi kesinlikle hak ediyor ama rakipleri çok güçlü zor bir yarış var. Popülerite önemli bir etken olduğu için bu noktada kaybedebilir diye düşünüyorum :( En iyi yardımcı erkek oyuncu listesinde baktığımda kesinlikle Dev Patel almalı bu ödülü yoksa SHAME ON YOU ACADEMY YANİ. Uyarlama Senaryo dalında da çok güçlü bence ama allahım karar vermek çok zor Hidden Figures da kalbimin bir köşesinde çünkü.

5. Manchester By The Sea
Yönetmen: Kenneth Lonergan
(Toplam 6 dalda Oscar adayı: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (Casey Affleck), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Lucas Hedges), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Michelle Williams), En İyi Yönetmen, En İyi Orijinal Senaryo)

Bu yılın lokomotif filmlerinden biri. Lee'nin abisi öldüğünde vasiyetnamesinde yeğenini amcasının yetiştirmesini istiyor. Bunun üzerine Lee ve yeğeni Patrick'in yaşadıklarını izliyoruz. Bu arada Lee'nin geçmişi de veriliyor ve çocuğunu yangında kaybetmiş ve hala bunun acısını yaşayan bir baba görüyoruz. Casey Affleck Lee rolünde gerçekten etkileyici bir performans sergilemiş. Film aslında güzel ama o kadar ağır akıyor ki ben böyle yavaş ilerleyen filmleri izlerken kopuyorum. Karakterin ruh haliyle uyuşan bir akış hızı var evet ama beni malesef açmadı.. Hangi ödülü alır almaz yorum yapamıyorum ama Michelle Williams en iyi yardımcı kadın oyuncuyu alırsa ayıp olur diğer adaylara bence. 


6. Hacksaw Ridge
Yönetmen: Mel Gibson
(Toplam 6 dalda Oscar adayı: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (Garfield), En İyi Yönetmen, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı, En İyi Film Kurgusu)

Normalde savaşı konu alan filmleri, özellikle Amerika'nın savaş tarihini konu alan filmleri hiç sevmiyorum; sen her yere elini kolunu uzat masum insanları vatanlarından et ondan sonra kendi açgözlülüğünden dolayı ölen insanlardan kahramanlık filmleri çıkar. Kimin olduğu belli olmayan savaşlarda ölen insanların hikayelerinin anlatılması çok önemli ama ülke toprağının kutsallığı üstünden ağır milliyetçi damardan giren filmlere sinir oluyorum. Ancak Hacksaw Ridge'de durum çok farklı oldu. Çünkü ilk kez silah tutmak istemeyen bir erkeğin askere doktor olarak gitmek isterken silah tutan bir birliğe gönderilmesiyle başlıyor film. Savaşlarda düşmanı öldürmenin değil, canları kurtarmanın ne kadar önemli olduğuna, insanların dini inançlarının dokunulmazlığına, silah bırakma hakkına ve daha bir sürü hassas noktaya değinen çok güzel bir hikaye olmuş. Savaş sahneleri çok yoğun olarak var ve gerçekten savaşın sanatı varsa Mel Gibson amcamız çok güzel bir şekilde savaşın sanatını yapmış. Ben ki kan görünce bayılan insanım, buna rağmen savaş alanlarındaki estetiği anladım ve içim acıya acıya takdir ettim. Gerçekten içten bir şekilde Andrew Garfield'ın en iyi erkek oyuncu ödülünü almasını diliyorum ama sanırım La La Land'le Ryan Gosling alacak bunu. Teknik ödül dallarında da pek bir fikrim yok ama alır bence neden olmasın.


7. 
Fences
Yönetmen: Denzel Washington
(Toplam 4 dalda Oscar adayı: En İyi Film, En iyi Erkek Oyuncu (Washington), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Davis), En İyi Uyarlama Senaryo)

Uzun zamandır izlediğim en fazla diyalog içeren filmdi Fences. 1950'lerde değişen Amerika'ya ayak uydurmaya çalışan siyahi bir adamın ve ailesinin hikayesi anlatılıyor. Film çoğunlukla bir evin arka bahçesinde geçiyor diyebilirim ve mekandan bağımsız o kadar ince mesajları olan konuşmalarla örülmüş ki insanda merak uyandırıyor. Normalde kültür farkından ötürü Amerikan filmlerinin çoğunda espriler komik gelmez ya yabancı insanlara, bu filmde kahvehanede oturup anılarını abartarak anlatan Anadolulu amcaları izliyormuşum gibi geldi ve kendimi hiç yabancı hissetmedim. Yine zayıf filmlerde kopuk diyaloglar vardır ve olan biteni anlamazsınız ama burada diyaloglar çok tutarlı ve kelimenin tam anlamıyla ayağı yere basan mantıklı cümlelerden oluşan bir senaryo. Viola Davis filmde çok çok güçlüydü ve umarım yardımcı kadın oyuncu ödülünü alabilir. En iyi film dalında adayım Lion demiştim zaten. En iyi erkek oyuncu dalında ise Denzel Washington biraz gençlerin önünü açmalı yani. Bu arada Denzel'cım hem yazıp hem yönetmiş olman da biraz şov bence Amerika'nın Özcan Deniz'i seçtim seni. 


8. 
Hidden Figures

Yönetmen: Theodore Melfi
(Toplam 3 dalda Oscar adayı: En İyi Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Spencer), En İyi Uyarlama Senaryo)

Gerçek bir öyküden sinemaya uyarlanan Hidden Figures, en iyi uyarlama senaryo dalında, en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında ve en iyi film dalında adaylık elde etmiş.  İnanılmaz güzel bir oyuncu kadrosu ve etkileyici bir hikaye. 1960' larda kadın olmak yeterince zor değilmiş gibi bir de siyahi olan zehir gibi zeki kadınların hak ettiklerini alabilmek için verdikleri savaşın hikayesi anlatılıyor. Bu kadınlar üstün matematik bilgisine sahipler ve NASA'da hassas hesaplamaları yapmakla görevliler. Ruslar'ın ilk kez uzaya çıkmalarının ardından iyice strese giren NASA ekibi uzaya gitmenin bir yolunu bulmaya çalışıyor ve bunu mümkün kılabilecek formülü Katherine Johnson (Taraji P. Henson) adında bir matematikçi buluyor. Katherine'in çalışma arkadaşları Dorothy Vaughan (Octavia Spencer) ve Mary Jackson (Janelle Monae) da hak ettikleri yerlere gelebilmek için çok çalışıyorlar ve bu kadınlar NASA tarihine adlarını yazdırmayı başarıyorlar.

Filmde Amerika'da siyahilere karşı yapılan ayrımcılık o kadar çarpıcı ama bir o kadar da basit bir şekilde izleyiciye verilmiş ki trajik bir durum naif bir kararlılık hikayesine dönüşmüş. Octavia Spencer en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülüne aday gösterilmiş ve kesinlikle hak ediyor Viola Davis ile yarışacak iyi olan kazansın ikinizi de çok seviyorum :( Yine uyarlama senaryo dalında da şansı çok yüksek bir film rakipleri çok güçlü ama neden olmasın. En iyi film dalında ödülü kaptırır ama Oscar alsın almasın kadınlara ve siyahilere karşı yapılan ayrımcılığı en iyi anlatan filmlerden biri olarak tarihe adını yazdırdı bile bence.


9. Passengers
Yönetmen: Morten Tyldum
(Toplam 2 dalda Oscar adayı: En İyi Film Müziği, En İyi Yapım Tasarımı)

Ya ben bu filme çok sinirliyim. Yazana da, yönetene de, oynayana da bir çift lafım var. KENDİNİZE GELİN. Bilmem kaç yıl uzakta bir gezegen bulunmuş, orada yeni bir hayat kuruluyor ve insanları bu yeni gezegene götürüyor bir uzay gemisi. Normalde giden herkes bir kapsülün içinde yol boyunca yıllarca uyuyacak. Ama allahın işine bakın ki Jim'in kapsülü 90 yıl kala açılıyor yeniden uyumanın da bir yolu yok. Dolaşıyor gemide tek başına sonra Aurorayı görüyor kapsülde bakıyor ki çok güzel onu da uyandırayım mı uyandırmayayım mı derken uyandırıveriyor bunlar aşk yaşıyorlar ne tesadüf iki kişilik gemide aşık oluyorlar :) Sonra işte koca gemide Yeşilçam esintileri. Bir ara küsüp barışıyorlar yani olay bu. YA AYIPTIR. Filmin son sahnesinde varış noktası gezegene geliniyor tabi bizim Aslıyla Kerem vefat etmiş ama her yeri nasılsa çayır çimene çevirmişler ağaçlar şelaleler kuşlar UZAY GEMİSİNDE. Ya bırakın allah aşkına izlemeyin hiçbir ödül de vermesinler bu filme rezillik. 


10. Florence Foster Jenkins
Yönetmen:Stephen Frears
(1 dalda oscar adayı: En İyi Kostüm)

Sesi çok kötü olan ama şarkı söylemeyi çok seven bir kadının hikayesi anlatılıyor filmde. Meryl Streep ne yapsa çok tatlı saygım ve sevgim sonsuz, ama bu film bir olmamış.. Bir kere Hugh Grant ve Meryl Streep çift olarak yan yana göze batıyor malesef. Hikaye de o kadar etkilemedi beni. Kostümler evet güzeldi ama bu dalda daha güçlü adaylar var olmadı FFJ bizimle değilsin.


11. Fantastic Beasts and Where To Find Them
Yönetmen: David Yates
(1 dalda Oscar adayı: En İyi Yapım Tasarımı)

Ben Harry Potter'la büyümüş bir insanım ama sonrasında bu büyücülük dünyasıyla ilgili hikayeleri okumadım. O yüzden kitaba uygunluğunu bilemem ama film beni inanılmaz sıktı. Yani ya kitap kötü, ya da uyarlaması kötü bilemiyorum o yüzden. Bu production design ödülü neye göre veriliyor bilmiyorum ama çok güzel görsel efektler vardı bırakalım uzmanlar karar versin. 


12. Jackie
Yönetmen: Pablo Larrain
(1 dalda oscar adayı: En İyi Kostüm)

Ay Natalie Portman'ın çenesine vurmak istedim film boyunca kimse kusura bakmasın. JFK öldürüldükten sonra Jacqueline Kennedy' nin yaşadıkları konu alınmış. Ama yani bu kadar trajik bir olay, bu kadar kötü verilebilirdi yani. İçim sıkıldı içim. En iyi kostüm dalında aday olmuş, kostümler gerçeğe çok uygun olmuş bu açıdan hakkını vereyim ama genel olarak olmamış bu film yapamamışlar. 


13. Doctor Strange

Yönetmen: Scott Derrickson
(1 dalda Oscar adayı: En İyi Görsel Efekt)

Normalde Benedict Cumberbatch varsa iyi günde kötü günde ben de varım. Kendisine bayılıyorum. Ama bu film? Gerçekten filmin son kırk dakikasını hadi artık bit diyerek geçirdim emeğe saygıdan kapatmadım filmi. Doctor Strange eski bir Marvel çizgi roman kahramanı. Daha önceden farklı denemeler olmuş çizgi romanın sinemaya uyarlanması için. Ama olmamış bu yapamamışlar yani. Göz açıp kapayıncaya kadar kahraman kesiliyor başımıza normal bir tıp doktoru olan Dr. Strange ve nereden çıktığını anlayamıyor insan. Filme ilgili tek güzel yön görsel efektler bence. Efektleri izlerken ağzı açık kalıyor insanın. Filmin adaylığı da zaten en iyi görsel efekt dalından geliyor. Ama rakipler güçlü, şansı zayıf bence.(YÜKSEK OTORİTE OLARAK BENCE ÖYLE YANİ)


14. Nocturnal Animals
Yönetmen: Tom Ford
(1 dalda Oscar adayı: En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Shannon))

Bence büyük bir utanç Akademi dünyası için shame on you yani. Filmin aday olarak kendini gösterdiği tek dal en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü. Micheal Shannon en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne aday olarak gösterilmiş. Micheal Shannon'ın oyunculuğu gerçekten çok güzel ona diyecek lafım yok. Ama bu film bu daldan başka dallarda da aday olabilmeliydi, kazanır kazanmaz o ayrı ama bir kere çok sağlam bir hikayeden bahsediyoruz. Hırslı ve genç bir kadın Susan (Amy Adams), naif ve hassas bir yazar olan Edward'a (Jake Gyllenhaal) aşık oluyor ve genç yaşta evleniyorlar. Sonrasında ilişkileri yürümüyor ve ayrılıyorlar. Yıllar sonda Edward Susan'a yazdığı kitabın bir kopyasını gönderiyor ve biz hem Susan kitabı okurken kitabın hikayesini hem de Susan'la Edward'ın geçmişini izliyoruz. Filmin sonu gerçekten çok çok güzeldi 15 dakika kendime gelemedim. Hikaye gerçekten orijinaldi ve Amy Adams Susan'ın  kendiyle hesaplaşmasını gerçekten çok güzel veriyor. En iyi senaryo yanında, en azından Amyciğime en iyi aktris dalında bir adaylık beklerdim ama NERDE.

Benden bugünlük bu kadar izleyelim ve görelim. İYİ OLAN KAZANSIN.
                                                                                                                                                                                                                                                                    -G.

Share:

0 yorum